"İnternete tahammül edemeyecek duruma geldiler"

CHP Genel Başkan yardımcısı Gürsel Tekin Habertürk’ün canlı yayınında Nilgün Balkaç’ın sorularını şöyle yanıtladı:

Nilgün Balkaç: Ajandamızda Başkent Ankara’nın gündeminin satırbaşlarını haberlerimiz içinde vermeye çalıştık. Peki bu haberler nasıl yorumlanacak? Muhalefetten bir yorumla geleceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin konuğumuz. Gürsel Tekin’le konuşacağız. Efendim haberleri dinledik, birçok başlık var Türkiye’nin gündeminde ve yeni başlıklara da aslında hazırlıklıyız. Çünkü Adalet Bakanı'nın şu anda toplantısı var. Artık demokratikleşme paketinin son hali Meclis'e gelecek. Öncelikle isterseniz oradan başlayalım. Demokratikleşme paketi az çok ortaya çıktı. Siz, içindeki düzenlemelere ne diyorsunuz? Özellikle ÖYM’lerin kaldırılması, tutukluluk süreleri ve diğer başlıklar için ne diyeceksiniz?
Gürsel Tekin:
Çok teşekkür ediyorum, iyi yayınlar diliyorum ben de. Öncelikle olağanüstü hal dönemini yaşarken bu olağanüstü bir dönemde demokratikleşme paketi dersek demokrasiyi de hakaret etmiş oluruz.

Şimdi siyasi partiler ya da iktidarlar kendi ihtiyaçları doğrultusunda bir hukuki düzenlemeye girerlerse yani evrensel hukuk değil, hukuk kuralları değil, ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğimiz maddeleri düzeltelim, bunun paketinin üstüne de bir demokratikleşme paketi diyelim derseniz o zaman gerçekten hem hukuka aykırı iş yapmış oluruz, hem de demokrasiye hakaret etmiş oluruz.

Bakın, bugün iktidarın savunmuş olduğu yani ısrarla işte özel yetkili mahkemeler, HSYK, dinlemelerle ilgili lütfen rica ediyorum ne olursunuz. Çünkü bu dinlemeler insanların özel yaşamlarının dinlenmesi hele devlet tarafından yurttaşlarımızın anayasadaki şeye baktığınızda 76 milyon yurttaşımızın güvencesi devletin kendisidir. Devletler insanlara tuzak kurmaz. İnsanların özel yaşamlarına girmez. Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Cumhuriyet Halk Partisi yıllar önce, bugün değil yıllarca ne demiş? Özel yetkili mahkemeler derhal kaldırılsın. Hiçbir hukuk sisteminde, hiçbir demokratik ülkede özel yetkili mahkeme olmaz demişiz ve yıllarca da savunmuşuz. Ne demiş iktidar tam tersine hatırlayacaksınız. Sayın Başbakan ben özel yetkili mahkemelerin savcılarının başsavcısıyım demişti. İşte Ergenekon sürecinde, Balyoz sürecinde. Bunu yüksek sesle ifade etti ve bu olup biten sürecinde arkasında durdu. Şimdi gelmiş olduğumuz noktaya biraz sonra da tabi neden bu noktaya geldi onu da ifade edeceğim. Tutuklamalar infaza dönüşmesin. Şimdi nereye geldiler? Cumhuriyet Halk Partisi'nin yıllar önce söylemiş olduğu noktaya geldiler. Yine yasadışı dinlemeler, gizli tanık uygulaması. Bütün bunlar evrensel hukukta olmazsa olmaz kurallardır. Yani bu Cumhuriyet Halk Partisi'nin ihtiyacı olduğu için değil ya da AKP’nin ihtiyaç duyduğu için değil. Bunun eğer gerçekten Sayın Cemil Çiçek’in kendisiyle de görüştüğümde ifade ettim. İlk kez Türkiye’de Parlamento'nun yüzde 95’i evet biz yeni bir anayasa istiyoruz. Yeni anayasa umutla başladı ama ne yazık ki hüsranla çöktü. Yeni anayasada ne vardı? Yurttaşlarımızın temel beklentileri vardı. Daha demokratik, daha özgür bir ülkede yaşamak istiyorum. AKP’nin siyasi partilerin olmazsa olmaz kuralı kendi programlarıdır. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nin programı bu. Bunu söylüyorum.

AKP’nin programına baktığınızda 2001 yılında 3Y ile başlıyoruz demişlerdi hatırlarsanız. Yasaksız bir Türkiye yaratacağız demişlerdi? Yasaksız bir Türkiye’den neredeyse internete tahammül edemeyecek bir duruma geldik. Yoksullukla mücadele edecektik ve yolsuzlukla mücadele edecektik. Şimdi fezlekeleri niye geri gönderiyorsunuz? Parlamento tarihimize baktığımızda bugüne kadar yüzlerce, binlerce fezleke gelmiş.


Nilgün Balkaç: Ben de size fezlekeleri soracaktım. Dün Cemil Çiçek’in yaptığı açıklama dikkat çekici. Cemil Çiçek diyor ki, 'Savcılığa gönderildi fezlekeler.' Hani fezlekelerin süresi nerede olduğu merak ediliyordu. Şimdi bundan sonraki aşamada ne olacak? Siz Meclis Başkanı ile görüştünüz çünkü.
Gürsel Tekin:
Anayasal suçtur. Tabi ki, Sayın Başkan hukukçudur, çok iyi bilir. Kendisinin rahatsız olduğunu da ifade etti. Etmemesi mümkün değildir. Yani yasamanın başındaki bir insan…

Nilgün Balkaç: Fezlekelerin gelmemesi konusunda mı rahatsızlığını dile getirdi?
Gürsel Tekin:
Elbette tabi. Bugüne kadar fezlekeler, örneğin Cumhuriyet Halk Partili'ler, BDP’liler yada MHP’lilerle ilgili fezlekeler gelmiş. Bu fezlekeler hangi uygulamalar içerisinde gelmiş bunlar niye gelmiyor? Mesela Sayın Genel Başkanımızla ilgili çok daha yeni biliyorsunuz Silivri dönüşünde fezleke hazırlandı. 24 saat sonra fezleke TBMM’ye geldi. Şimdi bu fezlekeler niye gelmez? Hadi bu fezlekeler geldi, bu fezlekelere hukuken yapılması gereken bir tek şey var. Adalet Bakanlığı bir üst yazı yazar Başbakanlığa. Başbakanlık dosyanın içeriğini, hatta bir bakan sonra düzeltmeler yaptılar; biz inceleyeceğiz, dedi. Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Bir anayasal suçtur. Bunları geri göndermelerinin sebebini çok iyi biliyoruz. Maalesef hukuk ayaklar altında. İşte demokratikleşme paketi falan filan bunlar hikaye. Bunlarla hiç kimseyi ikna edemezler. Bu fezlekelerin içinde her türlü yolsuzluklar vardır, usulsüzlükler vardır, telefon dinlemeleri vardır, aldılar vardır, verdiler vardır. Bunu kapatmanın formülüdür. Bu kapanamayacaktır. Yani Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz sonuna kadar bunun takipçisi olacağız. Bugün gençlik kollarımız, kadın kollarımız fezlekelerin Parlamento'ya gelmesi için Adalet Bakanlığının önünde çadır kuracaklar. Adalet çadırı kuracağız.

Nilgün Balkaç: Bugün itibariyle mi?
Gürsel Tekin:
Elbette bugün itibariyle bunu yapacağız. Sadece burada kalmayacak Türkiye’nin dört bir tarafına yayılacak. Demokrasi, adalet hepimizin ihtiyaç duyduğu bir şeydir. İktidar partisinin şimdi son dönemlerdeki bütün bu argümanlarını bir an doğru varsayalım. İşte paralel devlet, şuydu, buydu. Varsa da böyle bir paralel devlet bunun tek sorumlusu da bu İktidar'ın kendisidir. Sayın Başbakan'ın kendisidir. Yani sonuç itibariyle 12 yıldır beraber yönetiyorsunuz. Daha dün bugün hakaret ettiğin savcıların Başsavcısıydın. Bugün gelmiş olduğun nokta başka bir nokta. Öncelikle bu bütün olup bitenlerin hesaplarının verilmesi gerekiyor. Demokrasi için, hukuk için, Türkiye’nin geleceği için. Hayır Türkiye’nin geleceği bizim geleceğimiz. Bizim geleceğimiz Türkiye’nin geleceğinden daha önemlidir derlerse valla bu ne AKP’ye yarar, ne siyasete ne de Türkiye’ye. Türk siyaseti çok kirlendi. Bu kirlilikten bizim arındırmamız gerekiyor.

Nilgün Balkaç: Demokratikleşme Paketi, Meclis Genel Kurulu'na geldiğinde destek verecek misiniz? Yani sizin başlıklarınız arasında var mı?
Gürsel Tekin:
Kesinlikle.

Nilgün Balkaç: Destek veriyorsunuz?
Gürsel Tekin:
Cumhuriyet Halk Partisi'nin hazırlamış olduğu gerçekten adaletin ihtiyaç duyduğu maddelerle ilgili sonuna kadar destekleriz. Dün de desteklemişiz, yarın da destekleyeceğiz. Ama sadece kendi ihtiyaçlarınızı karşılamak için getireceğiniz maddelere elbette kalkan oluruz.

Nilgün Balkaç: O takdirde HSYK ve Adalet Akademisi Düzenlemesi TBMM’ye geldiğinde CHP’nin tavrında bir değişiklik olmayacak diyebilir miyiz?
Gürsel Tekin:
Bakın, HSYK’yla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi'nin tavrını çok kısa anlatmak istiyorum. 2010 yılında referandum döneminde ısrarla Eski Genel Başkanımız Sayın Baykal 26 maddenin iki maddesini çekin 24 maddenin tamamına biz de oy verelim demişti. Şimdi geldikleri noktaya bakın HSYK’da. Cumhuriyet Halk Partisi'nin yıllar önce söylemiş olduğu noktaya geliyorsunuz. Niye? Doğru birdir. Efendim ihtiyaç. Kendi ihtiyaçlarınıza göre hukuk sistemi yapamazsınız. Böyle bir şey kabul edilemez.

Nilgün Balkaç: Sayın Tekin, dün aslında sürpriz bir uzlaşmada diyebiliriz. Tutuklu milletvekillerinin durumuyla ilgili bir uzlaşma sağlandı AKP, CHP ve BDP tarafından. Bu uzlaşma ne zaman seçimlerden önce hayata geçer mi, bir takvim belirlediniz mi bununla ilgili? Ve Engin Alan’ın da tabi serbest kalması gündeme gelecek mi bu takdirde? Tahliye edilmesi tabi.
Gürsel Tekin:
Öncelikle şunu söyleyeyim. Yani özellikle bu tutuklu milletvekilleriyle ilgili üç siyasi partinin bir uzlaşı durumu vardı. Sadece iktidar partisi bu konuda temkinli davranıyordu. Bu bir ayıptır. Yani millet iradesiyle seçilmiş milletvekillerinin cezaevinde olması kabul edilir bir anlayış değildir. İnşallah bu süreç sonuçlanır diye düşünüyorum.

Nilgün Balkaç: Tekrar bugün Başbakan'ın manşetlere yansıyan açıklamasına dönersek 'Evimin dinlenmesi bir casusluktur.' dedi. Başsavcılığa çok gizli kaydıyla bir dosya gönderildiğini söyledi. HSYK’nın olaya el koyduğunu söyledi ama dikkat çekici bir unsur var burada askerin içinde de paralel yapının sızmaya çalışıldığını belirtti. Sizin bu tür kaygılarınız var mı? Askerin içine de paralel yapının sızması konusunda?
Gürsel Tekin:
Şimdi tabi bu paralel yapı kimdir, nasıl oluşmuştur, kimler tarafından oluşmuştur bunu herhalde en iyi iktidar bilir ve devlet bilir, devletin kurumları, istihbarat birimleri bilir. Bütün bunların oluşmaması için, yani geçmiş dönemlerde çeteleşmeler tartışması olurdu. İşte mafyalaşma, çeteleşme. Şimdi argümanı değişti başka bir şey oldu. İşte paralel devlet oldu falan filan. Kaldı ki, Sayın Başbakan bu paralel devlet anlayışını bugünde kullanmıyor. Geçmiş dönemlerde biliyorsunuz Ergenekon süreci içerisinde de sık sık kullanmış olduğu cümlelerdir. Efendim bu paralel devlet darbe yapacaktı. Hadi o gitti sonra KCK dönemi başladı hatırlayacaksınız 2010 yılında. KCK süreci içerisinde de Sayın Başbakan yine bu ifadeleri kullandı. Paralel bir devlet anlayışı. Şimdi gelmiş olduğumuz nokta paralel bir devlet anlayışı. Elbette hiçbir demokraside paralel bir anlayışı kabul etmek mümkün değildir. Ama bir an şöyle de düşünüyorum. Buna belki birçok insan kızabilir, sinirlenebilir, ne demek istiyor denebilir. Bazen de düşünüyorum iyi ki de paralel bir yapı varmış. Nasıl öğrenecektik bu yolsuzlukları, nasıl öğrenecektik bu soygunları? Siyasetçi olarak biz anlattığımızda kendimizi ifade edemedik.

Nilgün Balkaç: Ama tabi bunun bedeli Türkiye içinde çok ağır oldu.
Gürsel Tekin:
Elbette ki tabi.

Nilgün Balkaç: Hem yurtdışında, hem de diğer noktada çok ağır bir bedel ödedi Türkiye.
Gürsel Tekin:
Çok haklısınız. Türkiye’nin bu bedelleri ödememesi için Sayın Başbakan'ın telefon dinlemeleri ve casuslukla ilgili çok haklıdır. 2012 yılında soru önergesi veren bir milletvekiliyim. Tarif ettim Sayın Başbakan siz dinleniyorsunuz dedim. Ama aynı Sayın Başbakan…

Nilgün Balkaç: Siz dinlendiniz mi?
Gürsel Tekin:
Hiç umurumuzda değil. Elbette dinleniyoruz. Dinlenmememiz mümkün olabilir mi? Tutuklu gazeteci bir arkadaşımız şu anda serbest bırakıldı. O dönem İstanbul il başkanıyım. Bir röportajımız var. Sonuç itibariyle röportajın sonunda bir belge gönderecektim gönderemedim. Telefon konuşmamda dedim ki ya bul şey de altını doldur. Vay efendim o yandaş gazetelerde altını doldur neymiş? Altını doldur silah değil, eroin değil kardeşim. İşte haber. Haberin altını doldur. Ve buna gittim hesap verdim. Elbette adalet soruyorsa gider hesap veririz. Şimdi bütün bu olup bitenlerin hesabı sorulmadan bu ülkede hukuk sistemini oturtmamız mümkün değil. Sayın Başbakan'ın bugün söylemiş olduğu cümleleri dört yıl önce yasadışı dinlemeleri engelleyin, yapılması gereken hukuki düzenlemeleri yapın sonuna kadar destek verelim demişiz.

Şimdi bütün bunları o gün hiç ihtiyaç duymuyorsunuz. Çünkü hani bir sözcük var ya bana dokunmayan yılan bin yaşasın. Dokununca feryat ediyorsun. Bundan vazgeçeceğiz. Gerçekten bunu avantaja dönüştürebilecek durumdaysak Türkiye’nin lehine işleyecek. Hayır bunu avantaja değil sadece iktidarın avantajına dönüştürmeye kalkışırlarsa Türkiye’ye hep beraber ihanet etmiş oluruz. Gelin yani dünyayı yeniden keşfedecek değiliz. AB sürecine de dahil olan bir ülkeyiz. Avrupa’daki kriterler neyse, evrensel kurallardaki hukuk sistemi neyse gözü kapalı Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz arkasında duracağız. Getirsinler bütün maddeleri.


Nilgün Balkaç: Başbakan bu düzenlemeler bittiği takdirde vatandaş artık dinlenmiyorum diyecek diyor. Umarız TBMM’de hep birlikte yapacağınız düzenlemeyle vatandaş artık dinlenmiyorum der.
Gürsel Tekin:
Şöyle bir durum var. Tabi bu gazetelerde Sayın Kılıçdaroğlu ve Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin dinlendiği haberleri yapıldı. Ben doğrusu Sayın Başbakan ya da iktidar yetkililerinin ivedilikle buna müdahale etmesini beklerdim. Ne demek Ana Muhalefet lideri dinlenebilir mi? Kaldı ki, Türkiye’de de şöyle bir alışkanlık var. Bu alışkanlıktan uzun yıllardır maalesef siyasetçi kendisini kurtarabilmiş değil. Başbakan olduktan sonra 76 milyon yurttaşın Başbakanı olduğunu unutuyor. Sadece kendi partisinin Başbakanıymış, kendi partililerinin bakanıymış gibi davranıyor. Geçmiş yıllarda da öyleydi şimdi de böyle. Derhal müdahale edecekti. Ve bugüne kadar geçmiş dönemlerde Sayın Baykal MHP milletvekilleriyle ilgili yapılan o yasadışı uygulamalarda Sayın Başbakan bunun gereğini yapın neyse bu rezilliği bitirin demesini beklerken çıktı miting meydanlarında bunu siyasi malzeme yaptı. Etme bulma dünyasıdır.

Nilgün Balkaç: Sayın Tekin, kısa bir ara vereceğiz ama öncesinde iki soru sormak istiyorum. Bunlardan bir tanesi Balyoz’un önemli delillerinden 5 numaralı CD’yle ilgili olarak artık Genel Kurmay da harekete geçti. Aslında öncelikle Gölcük’e havale edildi bu olay ama Genel Kurmay Askeri Savcılığı bunu daha sonraki gündemde alacak. Çünkü Gölcük buna takipsizlik verecek. Birçok subayı da etkiliyor çünkü bu düzenleme, bu CD’de birçok subay var. Denizcisi, havacısı, karacısı hepsi bunun içinde. Siz bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gürsel Tekin:
Bütün bu bugünkü itiraz edilen, bugün Sayın Başbakan'ın ya da iktidar yetkililerinin itiraz etmiş olduğu bu cümleleri yıllar önce Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz söylediğimizde yargıya müdahale etmeyin. Ya kardeşim bak burada tuzak var. Bütün bu CD’ler yurt dışında, yurt içinde sahte olduğu, delillerin yeterli olmadığını söylememize rağmen maalesef bir arpa boyu yol alamadık. Şimdi görüyoruz ki evet o noktaya gelmişler. Bu da önemli bir kazançtır diye düşünüyorum.

Nilgün Balkaç: Gürsel Bey aslında sohbete devam edeceğiz. Çünkü sohbetin diğer bölümünde de HDP Genel Başkan Yardımcısı Sırrı Süreyya Önder’in açıklamaları var. Sırrı Süreyya Önder bundan sonra artık İmralı’ya hem siyasetçilerin, hem de gazetecilerin gidebileceğini söyledi. Bu konuları konuşacağız ancak kısa bir reklam arası verelim.

Haber Ajanda devam ediyor ve Gürsel Tekin’le sohbetimizde devam ediyor Haber Ajanda da. Reklama gitmeden önce söylemiştim Sırrı Süreyya Önder’in açıklamalarını. Siz İmralı’ya gitmek ister misiniz?
Gürsel Tekin:
  Hayır, elbette gitmeyeceğim. Ama tabi yani devletin görüşmüş olduğu bir şahsiyetle gazetecilerin görüşmemesi doğrusu kabul edilir değildir. Zaten birçok şeyi de kamuoyunda görüyoruz. Devletin ihtiyaç duyduğu kadar yansıyor, ihtiyaç duymadığı kadar yansımıyor. Belki birebir gazeteciler de en azından gazetecilik görevini yapmış olur. Bilmediğimiz ya da bu sürecin nasıl yürüdüğünü tahmin etmediğimiz şeyleri de gazetelerden öğrenme imkanımız olabilir. Aslında Parlamento'da sadece Cumhuriyet Halk Partisi değil 550 tane milletvekilinin en azından bu süreç, çünkü hepimizi ilgilendiren bir süreçtir. Bu sürecin nasıl müzakere edildiğini, nasıl yürüdüğünü hepimiz bilmek isteriz. Ne yazık ki buradan çok haberdar değiliz.

Nilgün Balkaç: Sadece basın mensupları üzerinden mi yoksa siyasi partilerin oluşturduğu bir yapının yani siyasilerin farklı, BDP dışında diğer siyasi partilerin de mi gitmesi gerekir?
Gürsel Tekin:
Aslında Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim önerimiz çok açık, çok netti. Yani bugün işte önce eleştiri konusu olan akil adamlar komisyonu tamda bu sürecin bir parçası olacaktı. Doğrusu tabi akil adamlar deyince burada akil adamlara da bir çağrıda bulunmak istiyorum. Bütün bu olup bitenler yargının ayaklar altında olduğu bir ortamda bu şahsiyetlerin konuşmaması da çok manidardır. Herhalde onlarda bu konuda bir yorum yapacaklar diye merak ediyorum. Nasıl yapacaklar akiller düşünsün.

Nilgün Balkaç: Akillerde İmralı’ya gitmeli diyorsunuz o zaman.

Dün Cumhurbaşkanı'na bir soru soruldu. Cumhurbaşkanı da soruyla cevap verdi. Görevde değil miyim ki dedi. Siz bu süreçte Cumhurbaşkanı'nın nasıl bir görev üstlenmesini bekliyorsunuz? Ya da böyle bir beklenti mi var Cumhurbaşkanı'ndan?
Gürsel Tekin:
Nilgün Hanım Türkiye’de şöyle bir alışkanlık var. Adliyelerde çok kullanılır. Avukatın düşkünü derdini mübaşire anlatır. Genelde böyle Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakan sıkıştığı anlarda sanki muhalefet liderleriymiş gibi cümleler kullanıyor. Aslında Cumhurbaşkanı bana göre Anayasamız'da çok açık, çok net. Bütün bu anayasa ihlalleri içerisinde Cumhurbaşkanı ben görevimin başındayım demesi doğru beni çok tatmin eden cümleler değildir. Şimdi fezlekelerin geri dönüşü Cumhurbaşkanını rahatsız etmeyecek mi, müdahale etmeyecek mi? Ben Sayın Çiçek’e de sordum. Niye geri gönderiyorsunuz? Göndermesinin gerekçelerini kamuoyuna anlatabilecek misiniz? Bir tek gerekçesi var içi affedersiniz rezillik dolu ve bu fezlekeler orada değiştirilmek istenebilir, ötelenmek istenebilir. Şunu herkesin çok iyi bilmesi gerekiyor.

Nilgün Balkaç: Bu fezlekeler konusunda mı Cumhurbaşkanı'nın devreye girmesini istiyorsunuz?
Gürsel Tekin:
Tabi baştan beri. Sadece fezleke konusunda değil, savcıların baypas edilmesi, polislerin görevden alınması. Bu polis çocuklar destan yazmamış mıydı altı ay önce? Aynı polislerdi. Yani bu polisler İzmir’de Cumhuriyet Halk Partisi Belediye Başkanlığı'na operasyon yaparken destan yazıyor da sizin hırsızlarınızı suçüstü ederken vatan haini mi oluyor? 2500 tane polis Ocak ayı içerisinde tarumar edildi. Düşünün, eviniz var, barkınız var, çocuklarınız okula gidiyor ve kış ortası siz başka bir şehre gidiyorsunuz. Savcıların suçu nedir? Sadece şu cümlelerle hiç kimse beni ikna edemez. Paralel devletti, cemaatti beni hiç ilgilendirmez. Dosyanın içeriğinde bir yanlışlık varsa hukuken bir yanlışlık varsa gelin elbirliğiyle hesap soralım. Hayır bu yoksa ideolojik şey beni çok ilgilendiren bir şey değildir. Onu zamanında sen düşünecektin.

Şimdi bütün bunlar olağanüstü bir dönemdeyken Cumhurbaşkanı'nın tarafsız kalması, müdahale etmemesi doğrusu benim kişisel düşüncem. Sayın Cumhurbaşkanı da, Sayın Çiçek de anayasa suçu işliyordur.


Nilgün Balkaç: Şimdi TBMM çalışmalarına devam ediyor. Sizin de söylediğiniz çok sıcak başlıklar var Meclis'te…
Gürsel Tekin:
Bir şey çalıştığımız yok.

Nilgün Balkaç: Ama demokratikleşme paketi ve diğer başlıklar geçecektir tabi ki Meclis'ten. Bir uzlaşma sağladınız mı ne kadar daha çalışacaksınız Meclis olarak?
Gürsel Tekin:
Efendim bir kere demokratikleşme paketi dediğiniz müzakere edilmesi gereken bir pakettir. Yani nezaketen bilmiyorum barolar, hukuk fakülteleriyle, sivil toplum örgütleriyle bir çalışma olmuş mudur, olmamış mıdır? Onu önümüzdeki saatlerde paket çıktıktan sonra göreceğiz. Bu paket Parlamento'da asgari düzeyde yani demokratikleşme paketi dediğimiz benzer ülkelere de baktığımızda bunlar çok ciddi işlerdir. İnce ilenecek işlerdir. Parlamento'da asgari 20 – 25 gün müzakere edilmesi gereken bir süreçtir.

Nilgün Balkaç: Yani seçimden önce çıkamaz diyorsunuz siz.
Gürsel Tekin:
Müzakere edilmiyor. Eğer sağlıklı bir şekilde müzakere edilecekse önemli değil geç çıksın ama sağlıklı çıksın. Hayır alelacele benim ihtiyaçlarıma karşılık verecek diye bir gece yarısı müzakere etmeden bir paket çıkaralım derseniz o demokratikleşme paketi olmaz AKP’lileşme paketi olur. O pakette hayırlı olsun deriz.

Nilgün Balkaç: Yerel seçimlere gideceğiz dedik aslında anket savaşı da var yerel seçimlere giderken. Sizin de bu konuyla yakın ilginiz olduğunu biliyoruz. Siz Cumhuriyet Halk Partisi'nin tablosunu nasıl görüyorsunuz? Siz bir şey yaptırdınız mı bu konuyla ilgili? Anket yaptırdınız mı, Genel Başkan'a sundunuz mu? Tabloyu özetliyor musunuz yani?
Gürsel Tekin:
Anket firmalarının bir kısmı bana çok kızıyor. Yani keşke uygun bir zamanda onları da çağırsanız bende gelsem düşüncelerimizi net bir şekilde ifade etsek. Türkiye’de sağlıklı bir şekilde bağımsız kamuoyu yoklaması şirketleri yok şuanda. Çok az sayıda. Yani siz bakanlıklarda iş yapacaksınız, belediyelerde iş yapacaksınız sonra döneceksiniz o belediyelerle ilgili ölçüm yapacaksınız. Bu yani inandırıcı bir şey değildir. Dünyada örnekleri var Almanya’da. Almanya’ya ben seçim döneminde gittim Almanya’daki seçimleri bırakın yüzde 1’i, yüzde 2’yi binde küsurlarla yanıldılar. O açıdan bugün ne olacağını bilmiyorum. Bu bir yerel seçim değil. Bu yerel seçim olmaktan çıktı bu gerçekten ahlaki bir seçim olacak.

Nilgün Balkaç: Sonuçları da farklı olması gerekir diyorsunuz. Ama önümüzde bir yerel seçim var tabi. Bu yerel seçime giderken de TBMM çok hareketli. Birçok yasal düzenlemeler var. Ama dün akşam da yine bir sürü tartışma oldu. Siz daha sıcak tartışmalar bekliyor musunuz? Meclis'te nasıl bir tablo olacak? Bugün itibariyle sahalara da ineceğiz diyorsunuz. Meclis'te nasıl olacak bu tablo?
Gürsel Tekin:
Tabi siyasette demokrasi olmayınca demokrasiyi oturtamazsınız. Bu Siyasi Partiler Yasası olduğu sürece bu ülkede demokrasi memokrasi hukuku getirmemiz mümkün değildir. Hukuk kime lazım? Önce siyasetçiye lazım. Gelin, bin kez söyledik. Siyasi Partiler Yasası'nı değiştirelim. Hani Sayın Başbakan'ın sık sık kullanmış olduğu bir cümle var: Millet iradesi. Millet iradesi Parlamento'ya yansımadığı sürece Sayın Başbakan'ın cümleleriyle tuzluk olursunuz orada. Belki yarın da buzluk olursunuz. Gelin milleti olalım. Milletin vekili olmak içinde Siyasi Partiler Yasası'nın değişmesi gerekiyor. Aksi takdirde şimdi vatandaş haklı olarak zannediliyor ki biz Parlamento'da müzakere ediyoruz. Müzakere etme şansınız yok. Niçin yok? Sayısal çoğunluk ne istiyorsa onu yapıyor. Biz de işte tantana da bağırıp çağırmak elimizde bir o var, o kalıyor. Başka da bir şey yok.

Nilgün Balkaç: Diğer yasal düzenlemelerde TBMM’ye geldiğinizde o zaman bu bağırıp çağırma tantana bölümü devam edecekmiş gibi bir hava yarattınız.
Gürsel Tekin:
Tabi ki. Biraz önce okumuş olduğum o özel yetkili mahkemeler, HSYK’yla ilgili. Bunlar daha önce de çok tartışılan konuşulan şeyler.

Nilgün Balkaç: Yine tekrar gelecek.
Gürsel Tekin:
Evet. Ama şimdi siz getiriyorsunuz. Yani dün bizim iddia ettiğimiz olması gerekir dediğimiz maddeleri şimdi siz getiriyorsunuz. Neyse geç de olsa…

Nilgün Balkaç: Bir önemli konu daha var o HSYK’yla ilgili düzenleme. Yeniden TBMM’nin gündemine gelebilir dedik. Ama bu konuyla ilgili olarak da bir anayasa çalışması yapalım dendi. Ama şuanda bir anayasa çalışmasını biz görmüyoruz. Biz mi görmüyoruz yoksa temas devam ediyor mu alttan alta gruplar arasında. Yani böyle bir temas trafiğimi var biz gazetecilere yansımayan. Eğer bu temas trafiğini biz görmüyorsak ve böyle bir temas yoksa ne olacak?
Gürsel Tekin:
Maalesef donduruldu Cumhuriyet Halk Partisin'in bütün itirazlarına rağmen. Sayın Genel Başkanımız dört siyasi parti ilk kez, gerçekten bu çok önemli. Dört siyasi partinin 60 madde konusunda bir uzlaşısı var ve 'Bunu getirin, Parlamento'da biz de destek verelim, geçsin.' dedik. Bir koşulumuz var. İşte başkanlık sistemini çekin bunu dedik. Israrla çekmediler. Anayasa süreci başlarken bir başkanlık sistemi tartışması yoktu. Daha sonra biliyorsunuz dahil edildi. Yani şimdi bütün bu olup bitenleri görünce evet…

Nilgün Balkaç: Üzerinde uzlaşılmış HSYK’yla ilgili bende o listeye tümüyle bakıyorum tabi yazılı metni. O yazılı metinde neredeyse üzerinde yüzde 98 oranında uzlaşılmış iki tane başlık var.  O başlıkların gelmesi sözkonusu olacak mı? Bunun için bir temas var mı?
Gürsel Tekin:
İşte bu başkanlık sistemi maddesini çekerlerse bu süreç devam edebilir. Sayın Çiçek galiba Sayın Başbakan'a bunu çektiremiyor.

Nilgün Balkaç: Çekmeseler de o üç başlık, 3 – 4 maddenin geçmesi Meclis'ten olabilir mi?
Gürsel Tekin:
Bilemiyorum tabi önümüzdeki günlerde olabilir, bu ihtiyaçtır ama HSYK’yla ilgili yani Hakimler ve Savcılar Kuruluyla ilgili biliyorsunuz işte bu Parlamento'da birçok tartışma konusu oldu. Yine burada bir işgüzarlık içerisinde yapıldı. Çünkü iktidarın orada özellikle birinci daireyle ilgili ihtiyaçları vardı. O ihtiyaçları karşılayınca aman AB dışarıda, içeride sanki hiçbir şey olmamış gibi bu işgüzarlıktan hepimizin vazgeçmesi lazım. Gelin diyorum ki, evrensel hukuk hepimizin ihtiyaç duyduğu bir şeydir. Nasıl ki, İngiltere’de Başbakan'ın oğlu polise gidip hesap verebiliyorsa, nasıl ki Almanya’da Cumhurbaşkanı sadece ufak bir şeyden dolayı istifa edip Alman yargısına hesap verebiliyorsa gelin Türkiye’de hepimizin güvencesi adalet olsun, hepimiz adalete hesap verelim.

Nilgün Balkaç: Sayın Tekin çok teşekkür ederiz. Aslında sizinle de konuştuk Meclis Genel Kurulu'nda. Herhalde sıcak görüşmeler, tartışmalar devam ediyor ama dünvde internetle ilgili bir düzenleme vardı. Biz size teşekkür ediyoruz. Meclis'in o sıcak atmosferine yolluyoruz ve dün akşamın o sıcak görüntülerine geçiyoruz. Muhtemel siz de Genel Kuruldaydınız ve Genel Kurul'da bu seferde şirk koşma tartışması yaşandı. Aslında çok da alışık olduğumuz tartışmalar diyebiliriz. Ama bu tartışmaları vatandaş da istemiyor. Daha sakin, daha itidalli günler bekliyoruz diyelim ama şimdilik Meclis'teki şirk koşma tartışmasına geçelim efendim.

    Perşembe, 06 Şubat 2014 14:13

Bağlantılı Konular