"Tayyip Paşa dönemine geldik"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, 21 Mayıs 2013 tarihinde Kanal B Habercinin Saati programının konuğuydu.

Habercinin saatiyle karşınızdayız. Konuğumuz Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Gürsel Tekin. Yayınımıza hoş geldiniz efendim.
Hoş bulduk iyi yayınlar diliyorum.

Tabi, bugün grup toplantıları vardı ama Başbakan Erdoğan da yurtdışında olduğu için ABD temaslarına devam ettiği için AKP’nin grup toplantısı yapılamadı. Liderlerin konuşmalarına şöyle bir baktığımız zaman ağırlıklı olan Başbakan Erdoğan’ın Amerika ziyareti ve oradaki temaslarına ilişkin değerlendirmeler olduğunu görüyoruz. Size de soralım siz bu ziyareti nasıl değerlendiriyorsunuz? Çünkü önemli başlıklar vardı orada görüşülmesi planlanan ve nitekim de görüşüldü. Suriye önemli başlık. Bir diğer taraftan Irak ve muhtemelen de İmralı süreciyle ilgili son gelişmelerinde yapılan görüşmeler sırasında bu temaslarında değerlendirildiği düşüncesi hakim. Bu şekilde yorumlar yapılıyor. Nasıl bakıyorsunuz? Siz bu ziyareti nasıl değerlendiriyorsunuz efendim?
Öncelikle aslında sadece bu fotoğrafa değil 2000 yılında Sayın Başbakanımız Bülent Ecevit’in benzer bir Amerika ziyareti vardı. Belki bu kadar çok şatafatlı olmasa da ama önemli bir ziyaretti. O ziyaretin temel amacı işte bugün konuşmuş olduğumuz Ortadoğu projesiydi. Yani Ortadoğu’nun yeniden ele alınması projesiydi. Tabi Sayın Ecevit’in hassasiyeti gereği bunu reddetti ve geri döndü. Ondan sonrada bir sürü Türkiye’de tartışmalarla karşı karşıya kaldık. Şimdi gelmiş olduğumuz nokta bir kere öncelikle dış politika konusunda gerçekten bugünkü iktidar Sayın Başbakan dahil olmak üzere dış politika konusunda projenin tam sahipleri değiller. Yani projeyi parça parça uygulayan bir iktidar olarak görüyoruz. Örneğin Ortadoğu’daki sürece baktığımızda mesela Irak olayı, işte Irak’ta biliyorsunuz 1,5 milyon Müslüman öldürüldü. Halen devam ediyor. Cuma günü camiye atılan bombada 80 insan hayatını kaybetti. Çok sayıda içinde çocuk ve kadın öldü ve bütün İslam alemi için çok kutsal mekan olan cami yerle bir oldu. Ve bu konuda dikkat ederseniz hiçbir AKP’linin en ufak bir cümlesi yok. Yani kınama cümlesi dahi yok. Yine Ortadoğu projesinin bir başka benzeri gerçekten uzun süredir sıkıntılı Afganistan. Afganistan’da istisnasız her ay yüzlerce insan hayatını kaybediyor, gencecik çocuklar ölüyor. Şimdi ben çok merak ediyorum. Yani özellikle Türk medyasında, basınında zaman zaman televizyonlarda, ekranlarda kendisine uzmanım ya da Ortadoğu’yu bilen uzmanlar olarak konuşmalarını izleyince içim paramparça oluyor. Doğrusu bilim adamları daha farklıdır. Bilim adamları objektif davranır. Bilim, olanı yansıtır. Onu bilim adamı, film adamı gibi davranmaz. Argüman şu; işte Sayın Başbakan'ın özellikle iktidarın elindeki argüman. Suriye’de insan hakları ihlalleri oluyor, çocuklar ölüyor. Elbette nerede zulüm varsa, nerede zalim varsa gereğini yapalım. Ama bir başka zulmü, zalimi görmeyip bir başka zulüm zalim üzerine dış politikayı oturtursanız geleceğiniz nokta üçün birini alırsınız ve Amerika’dan geriye dönersiniz. Şuanda Amerika’da elimizde sadece bir fotoğraf kaldı.

Nedir efendim o fotoğraf?
Fotoğraf aile fotoğrafı. Yemek, gayet güzel, sunumlar, otel, şatafat. Onun dışında Türkiye’nin dış politikasına katkı yapabilecek bir tek bir şey yok. Sayın Başbakan gitmeden önce özellikle bu konuda Obama’nın kendilerine destek vereceğini ve Suriye konusunda Obama’yla bu süreci bitireceğini söylemişti. Görüyoruz ki tam tersi oldu.

Şimdi bütün bunlara baktığımızda doğrusu bu dönüş Türkiye dış politikası konusunda Türkiye’ye herhangi bir şey katmış değildir. Tam tersine önümüzdeki günlerde Ortadoğu’da yeni ölümler demektir, yeni kıyımlar demektir, yeni facialar demektir. Doğrusu bu kadar önemli dış politikası olan Türkiye’nin 90 yıllık cumhuriyet tarihine baktığımızda şimdi herkesin saygı duyduğu özellikle Ortadoğu’daki ülkelerin çok saygı duyduğu bir dış politikası olan bir Türkiye’nin bugün taşeron örgütlere ya da terör örgütlerine mahkum edilmesi doğrusu bir akıl tutulmasıdır. Bunu da kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.

Ama yapılan ortak basın toplantısında gerekse oradan yapılan açıklamalara baktığımız zaman Amerikan Başkanı Obama ve Başbakan Erdoğan bazı belli başlı konularda mutabakat sağlandığı noktasında. Bunun çok inandırıcı olmadığını mı düşünüyorsunuz?
Kesinlikle. Mesela nedir yani çok somut olan ne? Eğer gerçekten Amerika’yla özellikle Suriye politikasında çok somutlaşmış bir şey varsa Suriye politikasının terör örgütleriyle götürülmesi Türkiye’ye yakışır mı? Örneğin bugün Suriye’de muhaliflerin eline düşen bir kente baktığımızda o kentte yabancı basını okuduğumuzda 30’a yakın farklı İslami örgütlerin yani terör örgütlerinin barındığı bir yer. Kim bununla iş tutuyor? Lojistik destek veriyoruz diyor Sayın Başbakan. Kime destek veriyor? Bunlara destek veriyor. Böylesi önemli bir ülkenin terör örgütleriyle dış politika işini tutması doğrusu kabul edilir bir şey değildir. Yani ben bu konuda Türkiye’nin Amerika’da yeni bir yol haritası ne aldı bilmiyoruz. Tabi birçok şey kapalı yürüdüğü için kamuoyuyla paylaşılan kısım yok. Acaba yeni Ortadoğu coğrafyasında binlerce Müslüman’ın ölümünü mü pazarlık yaptı onu tam bilmiyorum.

Başbakan Erdoğan’ın Amerika’ya gitmeden önce yaptığı açıklamalara baktığımız zaman daha farklı olduğunu görüyoruz. Oradan yaptığı açıklamalara baktığımız zaman yine gitmeden önce yaptığı açıklamalar da farklı. Siz Suriye politikasını iktidarın bu ziyaretin hemen ardından bir değişikliğe gideceğini mi düşünüyorsunuz?
Burada özellikle Suriye politikasındaki desteği aldığını zannetmiyorum. Çünkü oradaki açıklamaya baktığımızda özellikle Amerika’nın Dışişleri Bakanıyla Rusya Dışişleri Bakanı'nın çok açık ve net anlaşmaları var. Burada Türkiye bir yalnızlaştırıldı. Türkiye gerçekten bu desteği almış olsa uluslararası kuruluşların desteğini almış olsa herhalde bu terör örgütleriyle iş tutmaz diye düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde bakacağız. Tabi kapalı zarfta, yani ikili şeylerde neler oluyor bilmiyoruz. Biraz öncede başta söylediğim gibi özellikle Ortadoğu politikasının önemli kısımlarında ne yazık ki Sayın Başbakan da çok haberdar değildir. Örneğin Libya konusunda biliyorsunuz Sayın Başbakan "NATO’nun ne işi var dedi?" Sonra Sayın Başbakan'ı uyardılar 24 saat sonra NATO’ya ne yazık ki Dışişleri Bakanımız NATO’dan önce gitti. Yine buradaki film gibi, yani işte insan hakları, demokrasi, özgürlük vaat edilmişti. Bugün Libya’ya baktığımızda üçe parçalanmış, egemen güçlerin hegemonyasında olan enerji kaynaklarıyla sonuçlanan bir demokrasi ve özgürlük. Yani öyle demokrasi ve özgürlük ancak millet kendi kaderini tayin ederek bunu getirebilir. Bir başka ülkenin baskısıyla, bir başka ülkenin buradaki pazarlıklarıyla demokrasiyi de, özgürlüğü de getiremezsiniz. Daha çok kan ve gözyaşı bırakırsınız.

Şöyle devam edelim. Tabi Başbakan Erdoğan’ın belki orada yaptığı temaslardan ve ikili görüşmelerden nasıl bir sonuç çıkacağını önümüzdeki günlerde göreceğimizi söylediniz. Başbakan Erdoğan’ın ABD’de de karşılanma şeklide çok gündemde. Yani bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Üst düzeyde karşılandığına yönelik.
Şimdi şöyle bir durum var. Tabi bizim özellikle televizyonlar ve medya olayı objektif verme şansları yok. Bir kontrol altında. Yani 12 Eylül dönemindeki Evren paşa döneminden şimdi Tayyip paşa dönemine geldik. İktidarın istediği biçimde yansıtılıyor. Yani mesela biz Amerika’daki görüşmelerin, Amerika’daki sorunların Amerikan gazetelerinde ancak okuyabildik ne oluyor, ne bitiyor. Bizim gazetelere bakınca, bizim televizyonlara bakınca aman Allah’ım biz Türkiye her şeyi aldı getirdi, götürdü gibi görülüyor.

Şimdi tabi bu olayın dış politika konusunda uluslararası tecrübesi olan arkadaşlarımızın konuşmaları çok farklı yani baktığımızda. Gerçekten Türkiye’nin beklentisine karşılık verilebilmiş herhangi bir şey yok. Burada gördüğüm kadarıyla Amerika’nın özellikle 1 Mart tezkeresinden sonra Irak’ta ödemiş olduğu ağır bedelden sonra Suriye’ye giremedi. Suriye’ye cesaret edemedi. Türkiye’nin de bu konuda bir taahhüdü vardı. Yani Türk hükümetinin. Bu hükümet şimdi o taahhüdünü yerine getiriyor. Paydaş olarak da biliyorsunuz Katar ve Arabistan üçlü bir koalisyonla götürmeye çalışıyorlar. Bunun adına da demokrasi ve özgürlük diyorlar. Yani sormazlar mı dinime küfreden bari Müslüman olsa. Yani demokrasi ve özgürlük bu kadar kıymetli bir şey se Arabistan’a getirelim, Katar’a getirelim. Hayır Katar’da her şey mümkün olabilir. Katar’da insan haklarının önemi olmayabilir. Katar’da kadının da önemi olmayabilir ama döneceksiniz Suriye’de bir demokrasi özgürlük hikayesi okuyacaksınız. Bunu Sayın Başbakan çok açık net şekilde ifade etti. Ben Ortadoğu eş başkanıyım. Yani Ortadoğu’da bundan sonraki süreçte umut ediyorum ki daha fazla Türkiye’nin dış politikası zedelenmez. Dış politikamızı yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Hemen yanı başımızda, yani bin yıllık tarihimize baktığımızda çok iyi ilişkilerimiz olan İran’la düşmanız, Irak’la düşmanız, Suriye’yle düşmanız. Yanı başımızda da Rusya’yla da sorunluyuz. Bütün bunlara baktığımızda demek ki dış politika konusunda bizim dış politikamızı yeniden ele almamız gerekiyor diye düşünüyorum.

Tabi aslında bugün liderlerin konuşmalarına baktığımız zaman bir beysbol sopasıyla ilgili bir tartışmalar var. Yani beysbol sopası politikası Başkan Obama’nın beysbol sopasıyla geçmişte verdiği bir görüntü bugün yine tartışma konusu. Bu açıdan baktığımız zaman nasıl değerlendirmek lazım? Siz öyledir dediniz ama.
Maalesef tabi şimdi Amerika dış politikası aslında çok kapalı bir dış politika değildir. Bana göre birazda şeffaf yürüyen bir dış politikadır. Burada galiba kafası karışan bu hükümettir. Yani ne yapacağını bilmeyip, nerede nasıl davranacağını bilmediği için bu sorunlar yaşanıyor. Aynı zamanda kamuoyuna hatırlatmak istediğim bir şey var. 99’da biliyorsunuz Körfez krizi vardı. Aslında olayın başlangıç tarihi o. Körfez krizinin olduğu dönemde Sayın Başbakan Refah Partisinin il başkanıydı, Sayın Arınç Genel Başkan Yardımcısıydı ve Sayın Gül’de yine Genel Başkan Yardımcısıydı.

Bir nokta koyalım burada şimdi yine arkadaşlarımız uyardı. Gerçi Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyaretini değerlendiriyoruz, değerlendirmeye devam edeceğiz. Başbakan Erdoğan döndü ve şu sıralarda da havaalanında bir açıklama yapıyor, soruları yanıtlıyor. Kameralarımızı şimdi oraya çeviriyoruz.
Hemen şunu söyleyeyim; aslında Sayın Başbakanı izlerken aklıma geldi. Biz son derece medeni insanlarız. Geçmiş yıllarımıza baktığımızda siyasi parti yöneticilerinin tamamı bir masa etrafında toplanırdı ve kamuoyuna düşüncelerini ifade ederdi.

Şimdi Sayın Başbakanın orada kullanmış olduğu cümle keşke Sayın Başbakan sen karşımda olsaydın, sana şunu sorsaydım; utanmadın mı sen? Bu cumhuriyeti var eden İsmet Paşa, İsmet İnönü gibi adamı Hitlere benzettin. Hitler katil değil mi? Sayın Başbakan, İsmet İnönü bu ülkede katliam yapmamıştır ama siz Sayın Genel Başkanımızın deyimiyle daha somut, Hatay-Reyhanlı’daki yurttaşlarımızın ölümünün tek sebebi bugünkü iktidardır.

Niçin bugünkü iktidardır? Bir; özellikle o coğrafyayı siz mayınlı tarla haline dönüştürdünüz, güvenliksiz bir hale getirdiniz bilinçli bir şekilde, onlarca olay oldu. Bütün bu uyarılara rağmen bunun gereğini yapmadınız. Daha önemlisi 23 Nisandan sonra Milli İstihbarat Teşkilatı burada özellikle muhaliflerin yani Sayın Başbakanın lojistik destek veriyoruz dediği terör örgütlerinin olduğu Rakka şehrinde bu tür olayların gelebileceği uyarısı var. Buna rağmen önlem almıyorsunuz ve dönüyorsunuz Kılıçdaroğlu’na ders veriyorsunuz.

İki; kırk yıllık siyasal yaşamımızda hiç çizgimiz değişmedi diyor. Ey insaf et Sayın Başbakan, Allahtan kork. Körfez Krizinde Sayın Başbakan, Sayın Arınç, Sayın Gül istisnasız kayıtlara girdiğinizde göreceksiniz. Her Cuma Beyazıt Meydanında toplantılarda vardı. Beyazıt Meydanındaki toplantılarda o zaman Körfez Krizinde Ortadoğu’da bir tek Müslümanın burnu kanamamıştır. Bunların sloganı şuydu; tekbirlerle “kahrolsun Amerika, kahrolsun İsrail” idi.

Sayın Başbakan nereden bahsediyorsun? Allah’ınızı severseniz şu anda Ortadoğu’ya bakalım; senin Kaddafi’den ne alıp veremediğin vardı, Kaddafi’nin başını ezdiniz? Hangi gerekçeyle, söyleyebilirler mi? Bütün bunlara baktığımızda sizin politikalarınızın nerede duracağı belli değil. Suriye konusundaki sorulan soruya, Sayın Obama’nın ne düşündüğünü ben de bilmiyorum. Niye gittiniz, hayırdır? Kına yakmaya mı gittiniz? Niçin gittiniz? Tüm bunlara baktığımızda ne yazık ki, Sayın Başbakanın söyledikleriyle yaptıkları arasında çok büyük çelişkiler var.

Bu millet iradesi beni böyle gerçekten millet iradesi cümlesi duyunca saçlarım diken diken oluyor. Hangi millet? Siz millet iradesine saygılıysanız gelin milletin kendisinin seçebileceği sistemi oluşturalım. Hiç Başbakanın ağzında Siyasi Partiler Yasasını değiştirelim, %10 barajı indirelim cümlesi var mı? Yok. Unutmuşlar. Öbür tarafta demokrasiden bahsediyorlar.

Şimdi millet iradesini temsil ediyor diyorlar, biz millet adına soru soruyoruz. Bir; GDO’lu pirinçle ilk soru önergesi veren siyasetçiyim. Diyorum ki, bir GDO’lu pirinç tartışması var. Ortada firmalar yok. Kim bu firmalar kardeşim? Bir türlü doğru dürüst firmalar söylenmiyor. Niçin söylenmiyor? Çünkü Sayın Başbakanın koruması altında olduğu için söylenmiyor.

Nihayet şimdi son noktada, efendim rapor yanlış dediler, dünyanın en önemli üniversitesi İstanbul Teknik Üniversite ben çekiliyorum demek zorunda kaldı. Neden? Çünkü Sayın Başbakanı koruması altında olan bir firma var. Daha bir ay önce kaçak et yakalayanların hepsi şu anda cezaevinde. Kaçak mazot yakalandı, cezaevinde. GDO’lu pirinçlerin yetkilileri, firma sahipleri nerede? Adları bile söylenmiyor.

Bakın çok somut, çok kısa bir şey soruyoruz, millet adına soruyoruz diyoruz ki; ey Başbakan sizin özellikle kamu adına, millet adına kiralamış olduğunuz Ankara’da, Ankara dışındaki kamu binaları kaç tane, bunun kiraları nedir diye? Bana verilen cevaba bakın; özel hayatın gizliliği ilkesi uyarınca, şimdi ya Allah’tan korkun. Bu Silivri hikayesinden dolayı milletin bırakın özel yaşamını yatak odasına kadar girdiniz. Sonra dönüyorsunuz, ben soruyorum bu beton yığınları kimin? Bu kiralamış olduğunuz beton yığınlarına ne kadar kira veriyorsunuz, bunu bana söyleyin deyince, bana gizlilik diyorlar.

Şimdi böylesi bir iktidarla karşı karşıyayız. Bizde diyoruz ki, Sayın Başbakan diyor ki, muhalefet kaçıyor. Muhalefet seçimden kaçmaz. Hodri meydan diyorum Sayın Başbakan. 30 Martta genel seçim ve yerel seçimi beraber yapalım. Bu aynı zamanda bir referandum niteliği taşıyacak. İki; satır arasında şu cümleleri kullandı; genel merkezler siyasi partilerin genel merkezleri baskı yapmazsa çünkü 5-6 milletvekiline ihtiyacı var, onu transfer edecek.

Ben burada bütün kamuoyunun önünde çağrı yapıyorum; milletvekilliği onurlu bir iştir. Namuslu bir iştir. Kim kendisini satarsa tarihte affetmeyecektir, Türkiye’de onları affetmeyecektir. Sayın Başbakan sakın ha, 5-6-10 kişi satın almaya kalkışırsan Türk demokrasisine verebileceğin en büyük zararı telafi etmek mümkün değildir ve bu kirlikler, bu çirkinlikler geçmiş yıllarda da olmuştur. Sayın Başbakanın satır arasındaki cümlelerinde onur gördüm.

Elbette CHP’de bu mümkün değildir. Umut ediyorum ki, BDP ve MHP’de o namuslu duruşu sergiler.

Anayasayla ilgili referandumunda 2014 yılında yapılabilme ihtimalinden bahsetmiş olması Başbakan Erdoğan’ın aslında bir baskı olarak değerlendiriliyor. Anayasa Uzlaşma Komisyonuna bugün gerek MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, gerekse CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bunu altını çizdiler. Sizde böyle mi görüyorsunuz?
Şu anda parlamentoda 4 siyasi partinin seçim öncesi bir taahhüdü vardı. Evet, biz bu seçimden sonra Türkiye’ye yakışır, demokratik, özgürlükçü bir Anayasa yapacağız dedik. 4 siyasi parti şu anda masada oturuyor. Sayın Başbakanın talebi, bir demokratik özgürlükçü Anayasa değil. Kendimi nasıl başkan yapabilirim? Sayın ya da kardeşim Gül’ü nasıl yiyebilirim? Biliyorsunuz Sayın Gül’le ilgili önce bir kanun teklifiyle bir yasa değişikliğiyle Anayasa değişikliği değil, bir kanun değişikliğiyle Sayın Cumhurbaşkanının önünü kestiler. Sonra CHP Anayasa Mahkemesine götürünce, Anayasa Mahkemesi çünkü açık bir Anayasal ihlal var. Geri dönünce şimdi yeni bir formül arıyorlar. Uzun süredir aslında bu Sayın Cumhurbaşkanının  kararı döndükten sonra Sayın Başbakana koltuk arayışı mücadelesi, yoksa millet iradesi, referandum, millet iradesine saygınız olsa 1500 tane belediyeyi bir gece yarısı anahtarlarını kapattınız. O zaman referandum yapacaksak orada yapalım. Millet ne düşünüyor? Hayır, milletin kararı Tayyip Beyin kararına bağlanacak. Böyle şey mümkün değildir. O açından referandumun olması, referandum koşulları bile söz konusu değildir. Burada yapılabilecek bir tek şey var; önümüzdeki Mart seçiminde milletvekili ve yerel seçimleri bir arada yapalım.

Yine çağrımı burada yapmak istiyorum; özellikle siyasi partilerin, Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu politikalarda ne düşündüğünü, Sayın Başbakanın ne düşündüğünü, eğer Türkiye’de barış cümlelerini kullanıyorlar ya Sayın Başbakan, barış cümlesini kullananlar öncelikle siyasette barışı sağlamaları gerekiyor. Gelsinler, böyle ekranların karşısında 4 siyasi parti kendi düşüncelerini çok medeni bir şekilde ifade etsinler. Başbakan niye kaçıyor bundan? Onu anlamakta zorluk çekiyorum.

İkincisi, çekilmelerle ilgili satır arasında yine bir şey söyle Sayın Başbakan. Orada hukuka saygımız var. Ama ısrarla hukuksuzluğu savunuyor.

Üçüncüsü, bu çekilmelerden sonra acaba örgüte katılımlar ne kadar oldu? Kaç kişi oldu? Onu da devletin yetkililerine soruyorum.

Çok teşekkür ederiz.

Anahtar Kelimeler
    Salı, 21 May 2013 19:16

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica