İsrail, Sayın Başbakan'ın tek müttefiği

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, Halk TV'nin yayın konuğu oldu ve Başbakan'ın Katar gezisi ile ilgili değerlendirmeler yaptı.

Ezi Değirmencioğlu: Sayın seyirciler, stüdyo konuğumuz Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin. Hoş geldiniz.
Hoş bulduk, iyi yayınlar diliyorum.

Ben hemen patlamayla devam etmek istiyorum. Patlama meydana geldikten sonra görüntüler CHP’li milletvekillerine gösterilmedi. Anadolu Ajansında yayınlandı. Bunun nedeni ne olabilir sizce?
Çok teşekkür ediyorum. Önce bir kere 20 gün önce Hatay’da sınırı dolaşan bir siyasetçi olarak anlatmam gereken birkaç cümleyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Gazetelerde de haber oldu, o günde ben basın toplantısında da ifade etmiştim. Doğrusu biliyorsunuz iki ülke arasında sınırlar vardı, karakollar vardı, gözetleme kuleleri vardı. Bütünü kaldırılmış. Şuanda sınır yok. Yani haberi sınır diye yapıyorsunuz da ne sınırı, neresi sınır? Sınır diye bir şey yok onu bir kere düzeltmek istiyorum. Olağanüstü bir şey yaratıldı, bilinçli bir şekilde bu noktaya getirildi. Burada sadece belki bugün sadece bu olayın bir parçası, yarın ne olacağı belli değil. İki ülke düşünün, iki ülke arasında sınırlar çizilmiş, sınırların bu tarafında Türk askeri, öbür tarafında öbür ülkenin askerleri varken bütünü kaldırılmış, kuleler kaldırılmış, adeta kaderine terk edilmiş bir noktada. Şimdi kaderine terk edilmiş bir noktada sınırda bu oldu derseniz kamuoyunu yanıltmış oluruz hangi sınır, yani neye göre sınır? Bunu düzeltmek istiyorum.

Elbette oradaki bütün olup bitenler sadece bugüne mahsus değildir. İşte kampta da çok ciddi sorunlar oldu. Milletvekili arkadaşlarımız oraya sokulmadı. AKP’nin kendisinin götürmüş olduğu bir proje var. Bu projenin arka planını doğrusu tam bilmiyoruz. Önce iyi ilişkiler, kardeşlik ilişkileriyle başladılar, sonra geldiler düşmanlık ilişkisine dönüştü. Şimdi bu düşmanlık ilişkisinden hangi noktaya getirmek istiyorlar? Yani muhaliflere çok ciddi destek verdiklerini biliyoruz. Ama muhaliflerde burada yeterli kalmıyor. Acaba yarın muhaliflerin başaramadığını biz mi başaracağız diye aklıma geliyor. Bunu da sormak istiyorum. Orada çok ciddi sorunlar yaşanacak, önümüzdeki günlerde de yaşanacak. Çünkü boşaltılmış kontrolsüz bir bölgede her şey her an olabilir. Şimdi şey tartışmaları var. Kim yaptı? Herkes yapabilir. Eğer bir yerde kontrol yoksa orada her şey mümkündür. Hele birde bu savaş halinde olan Ortadoğu coğrafyası gibi mayınlı bir tarlada oluşuyorsa bunun oluşmaması, bugüne kadar oluşmaması da apayrı bir şanstır.

Başbakan'ın Katar gezisine siz dikkat çekmiştiniz daha önce ve arkasından İsrail Suriye’yi vurdu. Bununla ilgili neler söyleyeceksiniz?
Sayın Başbakan Katar’a gitmeden önce biliyorsunuz gidişi adeta neredeyse basından gizlendi gibi. Dönüşünden fark edebildik. Katar dediğiniz bir turizm merkezi değildir. Katar dediğiniz Ortadoğu coğrafyasındaki bütün planlamanın yapıldığı ve Sayın Başbakanında evet ben Ortadoğu sürecinin eş başkanıyım dediği yerdir. İşte eş başkanının görev yapabileceği alanda işte tam da Katar’dır. Katar ana merkez. Defalarca gitti bu yıl içerisinde galiba 2012 yılı içerisinde sayısını tam bilmiyorum. 10’a yakın bir gidiş var. Katar’a gidiş var. Onu doğrusu çok önemli bulmuştum bu gidişatı. Kamuoyuyla da paylaştım. Bunu mutlaka dikkat etmemiz gereken bir Katar gezisidir. Buradan çok önemli projelerle dönebilir. Nihayet Sayın Başbakan döner dönmez 48 saat sonra Sayın Başbakan'ın one minute dediği İsrail’in 48 saat sonra Suriye’yi bombalaması kamuoyuyla, bütün dünya kamuoyu duydu. Merak ettik dedik acaba hani dünün one minute şeyini kabadayı olan Sayın Başbakan acaba bu coğrafyamızda bu operasyonu yapan Suriye’yle ilgili ne diyecek diye. Hiçbir şey demediler. Şunu kamuoyunun çok iyi bilmesi gerekiyor. Önümüzdeki süreçte özellikle Ortadoğu’daki yaşanan bu olumsuz sürecin ana parçası oldu ne yazık ki AKP’nin bu yanlış politikaları sonucu. Ortadoğu’da bir tek müttefikimiz kalacak o da İsrail. Yani Sayın Başbakan'ın önümüzdeki süreçte bir tek müttefiği var one minute dediği İsrail’dir.

Peki, Yeni Anayasa'ya değinmek istiyorum ben. Yeni Anayasa konusunda AKP ve BDP işbirliğini nasıl değerlendireceksiniz?
Şimdi bu yeni anayasa dediğimiz yeni anayasayı yine çabuk unutuyoruz. Farkındayım, biliyorum basınımız, medyamız, televizyonlarımız ciddi baskı altında. Özellikle geçmişe dayalı Sayın Başbakanın söylemlerini kamuoyunda çok gündeme getirmek istemiyorlar. Ama siyasetçi olarak bizim görevimiz. Sayın Başbakan 12 Eylül referandumu biliyorsunuz Türkiye’ye bir hukuk reformu diye tanıtıldı, bir devrim niteliğinde tanıtıldı. Ve böyle oy istedi Sayın Başbakan seçim döneminde. Anayasa mahkemesi değişecek, hakimler savcılar kurulu değişecek ve bağımsız yargı gelecek. Bütün taahhüdü buydu. Ve bu bitti. Sayın Başbakan kendisi dizayn etti bütün bunları istediği şekilde dizayn etti Sayın Cumhurbaşkanıyla beraber.

Yeni Anayasa tartışması süreci başlarken Sayın Başbakan altını çizerek şunu ifade etmişti. Özellikle 24 maddeyle ilgili daha yeni geçti, milletin iradesiyle geçmiş bunlara dokunulmayacak demişti. Eyvallah. Biz itiraz ettik, dedik ki hayır kardeşim burada da yanlışlar oldu, bunlara da dokunulması gerekiyor. Şimdi bunlara dokunulmayacak diyen bir Başbakanın ne oldu da bir gece yarısı aklına geldi bu anayasa mahkemesi değişmeli diyor. Bakalım. Sayın Başbakan kendiniz dizayn ettiniz. Tartışılmaması gerekeni de siz söylediniz. Şimdi siz tartışıyorsunuz. Önce tartışmayı kuvvetler ayrılığı ilkesinden başladı. Şimdi anayasa mahkemesinin koşullarını değiştirelim, birleştirelim. Neden? Çünkü Sayın Başbakanın istemediği iki karar çıktı. Bir; hani kardeşim falan diyorlar ya Sayın Cumhurbaşkanıyla ilgili. Sayın Cumhurbaşkanıyla ilgili yapmış olduğu bir kanun teklifini Cumhuriyet Halk Partisi anayasa mahkemesine götürdü ve döndü. Bunu da Sayın Cumhurbaşkanı mahcup bir vaziyette çok çaresiz kalınca CHP’ye sarıldı. Ana muhalefet bunu anayasa mahkemesine götürsün. Sayın Cumhurbaşkanı sizin söylemenize gerek yok. Eğer bir yerde hukuksuzluk varsa, anayasaya aykırılık varsa Cumhuriyet Halk Partisi bunun gereğini yapacak sizin söyleminize gerek yok. Çaresiz kalınca hani bizim çok güzel bir sloganımız var. Başın düşerse dara CHP’yi ara. Sayın Cumhurbaşkanı da CHP’yi aramaya başladı. CHP’de anayasa mahkemesine götürdü ve anayasa mahkemesi o hukuksuz bir kanun değişikliğini Sayın Cumhurbaşkanının men edilen siyasetinin önünü açtı. Bu Sayın Başbakanın kimyasını bozdu.

İkinci karar Odalar Birliğiyle ilgili. Yine Sayın Başbakan bir kanunla değişiklik yapmıştı. Anayasa mahkemesi onu da Sayın Başbakanın istemediği bir karar olduğu için o kararı da geçirince Sayın Başbakan bu sefer dedi ki, hani dam yandı farelerde yansın misali bütün şeyi yakalım. Eğer Sayın Başbakanın, AKP’nin Türkiye’de gerçekten evrensel hukuka ihtiyacı varsa, daha demokratik, daha özgürlükçü bir anayasaya ihtiyacı, talepleri varsa biz buna hazırız. Ama bu iktidarın böyle bir talebi yok. Bu iktidarın sıkıştığı nasıl ki biraz önce dış politikada bir tek dayanağı kaldı, önümüzdeki süreçte bir tek müttefiki İsrail. İçerde de şimdi ne yazık ki daha 3 ay önce iple gezerek ben olsaydım Apo’yu asardım diyen Sayın Başbakan şimdi bu süreci Abdullah Öcalan’la götürmek zorunda.

Peki, sizce Başbakan neden sürekli CHP’yi hedef alıyor?
Haklı. Kimi hedef alacak? Yani Sayın Başbakanı kim rahatsız ediyor? Sayın Başbakanın bu yanlış politikalarını kim deşifre ediyor? CHP deşifre ediyor. Ve güçlü bir CHP. Hiç kimse unutmamalı. Bakın biz 1950’den sonra özellikle genç kardeşlerimize söylüyorum. 1950’den sonra bütün sürece baktığınızda CHP sadece bugün iktidarların hedefi olmuş değildir. Hep hedef olmuştur. Sayın Başbakana bir şey daha hatırlatmak istiyorum. Galiba bir hafta, 10 gün, bugün ayın kaçındayız çok özür diliyorum. Bir hafta sonra ya da 10 gün sonra 1 Mart tezkeresi geçecek. 1 Mart tezkeresinin 10. yılı olacak. 1 Mart tezkeresini unutmamamız gerekiyor. Sadece biz değil, AKP’ye oy veren seçmenlerinde unutmaması gerekiyor. 1 Mart tezkeresinde CHP’nin olağanüstü bir çabası oldu. çünkü 1 Mart tezkeresi geçmiş olsaydı o gün Irak’a yapılan operasyonun eş aynı anda Suriye’ye de yapılacaktı. Bütün plan buydu. Bunun mimarı da Türkiye olacaktı. CHP’nin olağanüstü çabası ve namuslu AKP’lilerinde oylarıyla 1 Mart tezkeresi geçmedi. 1 Mart tezkeresine 98 tane AKP’den oy veren siyasetçiler vardı. Bir tanesi şuanda parlamentoda yok. Niçin yok? Bunun hesabını somamız lazım. Yani namuslu bir duruş sergileyen 98 tane AKP’li niçin parlamentoda yok? Eğer bunu sorgulayabilirsek bugünkü dış politikanın da sonucunu görmüş oluruz.

Peki, CHP’li belediyelere değinmek istiyorum. Son zamanlarda oldukça yoğun operasyonlar altında baskı, korkutma çabası. Bununla ilgili ne söyleyeceksiniz?
Baskılar, korkular yeni değil onu biraz öncede ifade ettim. Partiye ne baskılar yapılmıştır. Ta 60 yıldır yapılıyor. Ne yaparlarsa yapsınlar, bakın kamuda yapılması gereken şu; sonuç itibariyle belediyelerin başkanları farklı siyasi partilerde olabilir. Hiç önemi yok ki. Dünyada da öyledir. Yani Almanya’da da Yeşiller, sosyal demokratlar, merkez partiler. Bütün bunlar farklı siyasi partiler. Hiçbir yurttaş ya da hiçbir belediye başkanı şöyle bir kaygı içinde değil. Eyvah ya bizim partimiz iktidar değil ben burada nasıl çalışacağım kaygısı içinde olmaz. Çünkü kamu görevi yapıyor. Kamu görevi yapan bir yerde bir iktidar kendisi ayrıştırır mı? Bizim belediye sizin belediye. Böyle bir şey olamaz. Bu akıl tutulması. Böyle bir demokrasi olmaz. Türkiye’nin demokrasiye ihtiyacı var. Yarım yamalak bir demokrasi vardı, demokrasiye inanmayanlar geldi bu ülkeyi yönetmeye kalkışınca işin içinden çıkmamız biraz zorlaştı. Bir kere önce bu iktidar demokrasiye inanmıyor. Demokratik bir sistemde, kurallı bir sistemde yoktu Türkiye’de. Olmayınca şimdi işin içinden çıkamıyoruz.

Bir Başbakan herhangi bir demokratik ülkede şu cümleyi kullanamaz. Bizim belediye, sizin belediye diye kullanamaz. Başbakanın demokrasi anlayışı bu. Şimdi böyle bir Başbakanda, böyle bir iktidarda CHP belediyelerine baskın yapılması son derece doğaldır. Hiç de umurumuzda değil. Ne yapacaklarsa yapsınlar. Bizim veremeyeceğimiz hiçbir hesap yoktur. Eğer hesap sorulacaksa AKP’li belediyelerden sorulur. Ben buradan sizin aracılığınızla çağrı yapıyorum. Gelsinler sizin ekranlarınızda kendi kanalları dahil olmak üzere kendi kanallarında onlar CHP belediyelerini konuşsunlar, bende AKP’li belediyelerin yolsuzluklarını bütün fotoğraflarıyla sergileyeyim.

Son olarak ben uzun tutukluluk konusuna değinmek istiyorum. Başbakan Erdoğan terörle mücadele edecek kimse kalmadı diyor. Ergin Saygun’u ziyaret etti diğer yandan. Bu tavırları nasıl değerlendireceksiniz Başbakanın?
Tam bir akıl tutulması yaşıyoruz. Ben şimdi Başbakanın ne deyip dememesinin bir önemi yok, ne yaptığının bir önemi yok. Ben kamuoyunun daha vicdanlı olmasını talep ediyorum. Özellikle televizyonların, gazetelerin. Bazı gazeteler 1930’ları bize hatırlatıyor. Bırakın 1930’ları, 3 yıl önceyi, 4 yıl önceyi bir hatırlatalım. Sayın Başbakan değil miydi bunları tarif eden? Sayın Başbakan değil miydi ya hukuku işletin, hukuksuzluk yapmayın diyen CHP’ye darbeci diyordu. Şimdi sen bu işin savcısıydın. Savcı olarak 18 yıl adamı mahkum etmişin utanmadan da ayağına gidiyorsun. Bu vicdan falan değil. Bu başka bir şey. Bunun arka planını hepimiz takip edeceğiz. Bir dahaki yayında da arka planda ne olduğunu sizlerle paylaşacağım.

Çok teşekkür ediyoruz önemli açıklamalarınız için.
Ben teşekkür ediyorum

Anahtar Kelimeler
    Çarşamba, 13 Şubat 2013 16:21

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica