"Türkiye'de 3Y'yi yeniden ele alalım"

CHP Genel Başkan yardımcısı Gürsel Tekin, Halk Tv’nin canlı yayınına konuk oldu.

Gürsel Tekin, yerel seçimlerle ilgili değerlendirmeler yaparak Büyükşehir ve Bütünşehir Yasaları'nın yeniden ele alınması gerektiğini ifade etti.

CHP Genel Başkan yardımcısı Gürsel Tekin Halk Tv’nin canlı yayınına konuk oldu ve soruları şöyle yanıtladı.

Sunucu: Sayın Tekin konuğumuz şuan. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Tekin hoş geldiniz.
Gürsel Tekin: Hoş bulduk, iyi yayınlar diliyorum. Hayırlı olsun. Umut ediyorum ki bundan sonra keyifli yayınları da sizlerde izleyeceğiz. Türkiye’de her şey tek taraflı olmuştu. Bundan sonra tek taraflı değil, daha objektif, en azından Türkiye’de olup bitenleri farklı bir sesle duyurmakta bizim içinde büyük bir ihtiyaçtı. Kamuoyunun da böyle bir beklentisi vardı. Biliyorsunuz son 20 gün önceye kadar hemen hemen her televizyonun konukları araştırmacılardı. Ama son 15 gündür hiçbir araştırmacının çıkmaması doğrusu beni de biraz şaşırtıyor. Acaba nedendir, niçindir? Biraz sonra onlara da geleceğiz.

Sunucu: Onlara da geleceğiz. Özellikle bu 17 Aralık konusuna tekrar değinmeyi isterim Sayın Tekin. 17 Aralık AKP’yi nasıl etkileyecek sizce? Yani siyasi anlamda baktığımız zaman vatandaşın tepkisi nasıl olacak? Siyasi anlamda da bir milat olduğunu düşünüyoruz. Bunu genel anlamda bize biraz ifade eder misiniz?
Gürsel Tekin: Aslında bizim tartışmamız gereken, kamuoyunun, Türkiye’nin tartışması gereken Türkiye’nin en önemli meselelerinden bir tanesi 3Y meselesi. Son 30 yıla baktığımızda hemen hemen her dönem bu irili ufaklı bu meseleler çok yaşanmıştır. Ama bu kadar büyük çapta, bu kadar büyük bir kırılganlık hiç yaşanmamıştı. Bunun bir tanesi yasamadır, yargı ve yürütme.

Şimdi yasama parlamentoda şeklen var ne yazık ki. Siyasi partiler yasasının bugünkü, yani 12 Eylül döneminin bize dayatmış olduğu bu yasaya göre yasama tamamen siyasi partilerin Genel Başkanları'nın tayin etmiş olduğu milletvekilleri doğrusu bir asker gibi lider ne diyorsa onu yapıyor.

İkincisi, yargıya bakıyoruz Başbakan'ın deyimiyle yargı çeteleşmiş. Yürütme ne yazık ki suçüstü olmuştur. Kabinenin en önemli dört tane bakanı bir gece yarısı aslında bu bilinmeyen değildi, bilinen, hepimizin çok yakinen takip ettiği, uzun süredir Sayın Genel Başkanımızın yolsuzluklarla ilgili mücadelelerini bütün kamuoyu biliyor. Ben iki yıl önce TBMM’de vatandaşlarımızın nasıl soyulduğunu, milyar dolarların nasıl ranta kurban edildiğini, organize yolsuzlukların nasıl olduğunu bir şemayla ve aynı zamanda risk alarak, çeşitli firmaların isimlerini vererek, her an dava açabilir. Bu riski de alarak iki yıl önce kamuoyuyla paylaştım.


Doğrusu bunu paylaşırken en azından basınımızın, medyamızın ilgisini çekebilmeliyim diye düşünmüştüm. Yani ne demek 100 milyar dolar yolsuzluktan bahsediliyor. 100 milyar dolar yolsuzluk dünyanın herhangi bir ülkesinde bir siyasetçi bunu zikrederse orada kıyametler kopar. Hiçkimse ilgilenmedi. İşte klasik, bildiğimiz belli gazeteler, belli televizyonların dışında neredeyse görmemezlikten gelindi. Anadolu’da çok güzel bir deyim var. İnsanlar cehennemi görmeden cennete inanmaz. Bütün bu süreç bize Türk siyasetinin ne kadar çürüdüğünü, ne kadar yolsuzluk batağına battığının temel fotoğraflarıdır ve hepimizin gözlerinin içine girerek işte para kasaları, ayakkabı kutularındaki milyar dolarlar falan filan. Bütün bunlara baktığımızda demokratik herhangi bir ülkede hükümetler düşer. Tartışmasız hiç. Yani hukuk sisteminin işlediği yerde de bu olur. Şimdi gelmiş olduğumuz noktaya bakıyoruz ki biraz önce söylemiş olduğum iktidarın yargı çeteleşmiş, yargının yürütmeyle ilgili bunlar yolsuzluk yapıyor demesi de doğrusu son 12 yıllık suç ortaklığının bozulduğunu görüyoruz. Bütün bu suç ortaklıkları bozulmuşken gelin Türkiye’de gerçekten bu 3Y belası, yani yasama, yargı ve yürütmeyi yeniden ele alalım. Bu ilk bir fırsattır. Türkiye bu fırsatı değerlendiremezse ne yazık ki, bugün yaşamış olduğumuz yolsuzlukların benzerlerini önümüzdeki süreçte de yaşayabiliriz. Çünkü şundan dolayı yaşayabiliriz. Mevcut bizim yasalarımız, sistemimiz yolsuzluğa ve usulsüzlüğe çok uygun. Yani niçin mesela İngiltere’de, Almanya’da, Avrupa ülkelerinde benzer yolsuzluklar olmaz? Bizde hep bunlar oluyor.

İki; Türkiye bugüne kadar birçok şeyle hesaplaşamadı. Bugün emekli, işçi, köylü, memur, binlerce öğrenci sadece 200 lira burs alabilir miyim diye mücadele edip çaba sarf eden yoksul ailelerin çocukları bunların eğer bugün bu durumdaysa bunun tek sorumlusu siyasetteki yolsuzluklardır. 80 milyar dolar çabuk unutuyoruz. Bankaların yolsuzluğunda 80 milyar dolar maalesef çarçur edildi ama halen hesabı sorulamadı. 12 Eylül’le hesaplaşacağız dediler. 12 Eylül döneminde Atatürkçülüğü kullanarak bugünkü önümüze getirmiş olduğu sistem o güne baktığımızda o günün paşalarının çocuklarının da yolsuzluk içinde olduğunu hepimizin görmesi lazım. Daha sonraki süreçlere baktığımızda hemen hemen 30 yıldan buyana ama bu çapta olmayabilir. Gerçekten bunun dünyada da benzeri yok. Yani son yaşamış olduğumuz olay dört tane bakan, hatta bir rivayete göre ikinci operasyonda yani eş anlamlı 24 tane operasyonda da birçok bakan ve birçok belediye başkanlarının çocuklarının da operasyonla gözaltına alınacaktı. Ama bir gece yarısı biliyorsunuz bir operasyon yapıldı. Yargıya ve emniyete operasyonlar yapıldı ve hani bu polis destan yazıyor diyen Başbakana soruyorum. Vicdanınız yok mu? Bakın Ocak ayına girdik. Kışın herkesin çoluk çocuğu okuldayken onlarca, yüzlerce polisi sürgüne tabi tuttular. Neye sürgüne tabi tuttunuz? Yolsuzluklarınızı suçüstü ettiği için. Şimdi son günlerde bir moda tartışma var. Çok enteresan bir tartışma efendim polisle yargı o gruba mı bağlı, bu gruba mı yakın? İdeolojikmen kime hiç beni ilgilendirmez. Biz olup bitenlere bakarız, biz zannediyorduk ki yürütme bizi idare ediyor. Hani balkonlara çıkıp da Sayın Başbakan merak etmeyin 75 milyonun güvencesi benim diyen Başbakanın görüyoruz ki onunda evrensel hukuka ihtiyacının olduğu ortaya çıkmıştır. Bunu mutlaka siyasetin, yani en azından yasamanın bunu yeniden ele alması gerekiyor. Aksi takdirde bu fırsatı da kaçırırsak Türkiye bu rezilliklerden kurtulabilecek durumda değildir.

Murat Bey, insanların en önemli şeyi kendi onurlarıdır. 76 milyon yurttaşımız vergi mükellefidir. Şuanda, şu saatte doğan çocuk vergi mükellefi olarak doğdu. Çünkü yarın annesi ona mama alacak, üst baş alacak, su alacak. Hava hariç her şeye vergi ödüyor. 76 milyon yurttaşımızın vergi mükellefi olduğu bir ülkede eşit vergi ödediği bir yerde sosyal devletin yapması gereken işte bizim tamda kendimizi belki ifade edemediğimiz aile sigortasını mutlak ve mutlak hayata geçirmemiz lazım.

Murat Bey, hatırlar mısınız bir ay önce benzer bir konuşmamız olmuştu? Ben hatta itiraz ettim mevcut kamuoyu yoklaması şirketlerinin sonuçlarına itiraz ettim. Televizyonda da bunu zikrettim. Şundan dolayı onu da hemen açık söyleyeyim. Dünyanın her yerine baktığınızda kamuoyu yoklaması şirketleri özerk olur ve bağımsız olur. Kamuda iş yapmazlar. Bakın TÜİK’te 40 trilyon iş alacaksınız, bakanlıklarda katrilyonluk iş alacaksınız, adeta belediyelerin şirketlerine neredeyse yevmiyeci gibi çalışacaksınız sonra döneceksiniz diyeceksiniz ki ben bağımsız kamuoyu yoklaması şirketiyim. Bunu geçecekler. Bütün bu verilere baktığımızda hatırlarsanız 40 gün önce ben AKP’nin oyunun yüzde 38 ve yüzde 40 bandı içinde olduğunu söylemiştim. Kim bu araştırmaları yapıyor? Ne olursunuz herkes bir merak etsin. O araştırma şirketleri belediyelerde iş yapıyor mu? Bakanlıklarda iş yapıyor mu?


Sunucu: Yapıyor.
Gürsel Tekin: Nerede bunların bağımsızlıkları kaldı? Türkiye’de her şey çürüdüğü gibi maalesef basın, medya, televizyon, gazete, araştırma şirketleri tamamı çürümüş. Onun için kusuruma bakmayın sizde araştırmacısınız. Benim Türkiye’deki şuanda araştırma şirketlerine, bir kısmı hariç yüzde 80’ine hiçbir itimadım yok. Onu da istiyorsanız belgeleriyle de ortaya koyabilirim. Çünkü bunun bir tanesini de biz yaptık çok enteresan bir şey oldu. Yani Türkiye’nin en önemli kamuoyu yoklaması şirketi önümüze bir tablo getirdi 17 gün sonra o tabloyla onların yapmış olduğu araştırma arasında yüzde 17 fark oldu. Doğrusu hepimiz şaşırdık yani.

Sunucu: Sayın Tekin, Ankara’yla ilgili Mansur Yavaş’la ilgili bir şeyler daha eklemek istediniz.
Gürsel Tekin: Mansur Beyl'e bir türlü tanışma fırsatım olmadı. Ama ben aynı zamanda sürekli sokakta olan bir insanım, çok dolaşıyorum. Farklı bir siyasal mecradan gelmesine rağmen görüyorum. CHP seçmenleri dahil olmak üzere herkes Mansur Bey'i benimsemiş. Galiba bir enerjisi de olmalı. Daha böyle bir insani bir duruşu var. Geçmişte dönemde bütün bu biraz önce anlatmış olduğumuz olumsuzlukların dışında daha yalın bir belediye başkanlığı yapması büyük bir avantaja dönüşmüş. Ben Mansur Bey'in Ankara’da çok ciddi bir farkla kazanacağı inancı içerisindeyim.

Şimdi İzmir tablosu çok değişecek. İzmir seçmeni çok duyarlı bir seçmen. Geçen haftada İzmir’deydim ben. Burada MHP’nin oylarının biraz artması AKP’yle MHP arasındaki o geçişleri daha kolay oluyor. Özellikle Orta Anadolu’da bunu göreceğiz önümüzdeki süreçte. Yani AKP’de bir kırılma olacaksa bu daha çok MHP’ye yarayacak gibi gözüküyor. Önümüzdeki süreçte ben İzmir’deki tablonun yüzde 55 civarlarında olacağı inancı içerisindeyim.

Şimdi aslında Antalya, İzmir ve benzer turistlik bölgelerde seçmenin tabi ki geçim kaynağı aynı zamanda turizm. Yani sosyal yaşamlarına müdahaleye çok tahammül edemiyor. Yani Antalya gibi bir yerde bugün içki yasaklarının tartışıldığı, insanların giyim kuşamlarının tartışıldığı bir dönemde Antalya ve benzer bölgelerde yani binlerce aynı zamanda yabancı uyruklu vatandaşların yaşadığı yer.


İki; Antalya’da en önemli sorunlardan bir tanesi de 2B sorunu. Yani çok ciddi bir sorun. Bölgede binlerce insanın böyle bir sorunu var. Bu sorunu ancak CHP çözebilir inancı içerisinde. Önümüzdeki süreçte Antalya’da çok başa baş gideceği inancı içerisinde değilim. Antalya’da da çok rahat olduğumuzu söyleyebilirim. İzmir kadar olmasa da İzmir’e çok yakın olacak.

Sunucu: CHP’nin neredeyse 10 büyükşehiri alma durumunun sözkonusu olduğunu görmekteyim. Büyükşehir yasasının sizi çok etkilediğini düşünüyor musunuz?
Gürsel Tekin: Büyükşehir ve Bütünşehir Yasası çok ciddi bir tartışma da yarattı. Doğrusu keşke biz büyükşehir, bütünşehirin de ötesinde şu anda 2005 yılında bize dayatılan maalesef müzakere edilemeyen, en azından bu belediye konusunda bilgi birikimi olan sivil toplum örgütlerinin, odaların dahili olmadan bir yasa çıktı. O tamamen bir rant yasasına dönüştü ve bugün kentlerde yaşanan bu sorunların temeli de bu rant yasası. İşte AVM’ler, rezidanslar, kamu arazilerinin talan edilmesi 2005 yılında yapılan yerel yönetim yasasıydı. Bizim büyükşehir ve bütünşehirin ötesinde öncelikle tartışmamız gereken bu yasayı yeniden ele almamız gerekiyordu. Bu yasa ortada olduğu sürece belediyelerde yolsuzluğun önüne geçmek, belediyelerde rantın önüne geçmek mümkün değildir.

Şunu iddiayla söylüyorum. Türkiye’deki belediye başkanlarının özellikle rant konusundaki yetkisi bugün dünyaya hükmeden Obama’da yoktur. Böylesi bir şey olamaz. Bütün, yani üniversitelerimizin, odalarımızın, mimarlar odasının, mühendisler odasının, çevre mühendisleri odası, plancılar odasının yok sayıldığı; tamamen belediye başkanı, aynı zamanda başkanlık sistemi olduğu için belediye başkanının iki dudağı arasında telefon görüşmelerinde görüyorsunuz. Bu yetmemiş gibi biliyorsunuz yeni bir yasa çıkarttılar. Bu yasa da bir ferman yasası. Yani Erdoğan Bayraktar’ın başında olmuş olduğu Kentsel Dönüşüm Yasası. Kentsel Dönüşüm Yasası ile milyonlarca yurttaşımızın en çok güvendiği tapularının güvencesi kalmadı. Düşünebiliyor musunuz? Yani altında, üstünde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olan bir Bakan ile bir iş adamının telefon görüşmesinde diyor ki, 'Ben patronla görüştüm patron bana Ataşehir’deki falan arsanın işte bilmem neyin vakfına vermesini söyledi, ben de emrin olur dedim Sayın Başbakan.' Sayın Başbakan bu kadar işin gücün içinde kimin arsasının nerede olduğunu da biliyor. Yani çok enteresan. Sonra dönüyorlar efendim işte bilmem lobiler diyorlar, şunlar diyorlar, bunlar diyorlar. Kafanız, beyniniz rantta olunca lobiyle uğraşamazsınız ya da çetelerle uğraşamazsınız. Bunun üzerine bu müteahhit şahıs bakanı arıyor, Bakan'a diyor ki, 'Ben patronla konuştum o tamamdır. Ama şuradaki yer. Özellikle yerin ismini de söylemek istemiyorum. O yerle ilgili biraz daha büyük yapabilir miyim? Kafana göre takıl.' Kafana göre takıl yasasından Türkiye’nin kurtulması lazım. Aksi takdirde bu önümüzdeki süreçte bu yolsuzlukları tekrar konuşmuş olacağız.

Bunlar çok zor bir şey değil. Bu yasaları uygulamak için yeniden bir dünyada keşfedecek değiliz. Bugün dünyanın birçok ülkesi uyguluyor, son derece başarılıdır. Örneğin, mesela Londra Belediye Başkanı yolsuzluk yapabilir mi?

Sunucu: Yapamaz.
Gürsel Tekin: Niye yapamıyor? Sistem ona uygun değil. Yani adam yapmaya da kalkışsa bu neye benziyor biliyor musunuz? Migrosta bir şey çaldığınızda yakalanırsınız. Ama benim rahmetlik babamın bakkalı vardı, orada ne götürürseniz yakalanamazsınız. Bu bakkal sisteminden bizim kurtulmamız lazım. Bugün dünyanın yönetmiş olduğu evrensel hukukla yönetilir hale gelirsek buna en çok da bu iktidarın ihtiyacı var. Çünkü bu iktidar eğer bir evrensel hukuku oturtamazsak yarın gerçekten çok ağır bedelini ve çok ağır hesaplarını verebilirler.

Sunucu: Sayın Tekin, aynı zamanda şu son yaptığımız halkın yerel seçimlerde kime neden oy vereceğiyle ilgili tekrar konuya değinmek istiyorum.
Gürsel Tekin: Bir şey sormuştunuz. Özellikle sosyal yardımlarla ilgili. Sosyal yardımlar tam tersine kesilmeyecek. CHP döneminde aile sigortası en azından büyükşehir belediyelerimizde aile sigortası modelini uygulayacağız. Her yurttaşımız bir memur gibi, bir işçi gibi, bir vatandaş gibi sosyal devlette olması gereken kural içinde gidip parasını alacak, kömüre ihtiyaç duyuyorsa kömür alacak. Süte ihtiyaç duyuyorsa süt alacak. Öyle aldım, götürdüm, vatandaşın onurunu afişe etmek, CHP’nin geleneklerinde yoktur ve olmayacaktır.

Sunucu: Yaptığımız son çalışmalarda yardımı önemseyen iller sırasında ilk ikinin içerisinde ikinci sırada Ankara yer almaktadır. Birinci sırada İstanbul yer almaktadır. Buradan Ankara ve İstanbul seçmenlerine yardımların kesilmeyeceğini ifade edebilir misiniz?
Gürsel Tekin: Kesinlikle. Sadece Ankara, İstanbul değil Türkiye’nin dört bir yanında olması gereken bir kuraldır. Bunu aile sigortası gerçekten Sayın Genel Başkanımız'ın özenerek uzun süre hazırlamış olduğu bir projedir ve bu proje dünyanın birçok ülkesinde uygulanıyor. Bunu belediyelerimizde de uygulamaya sokacağız. Keşke imkan olsaydı iktidar olabilseydik bunu Türkiye bazında uygulayacaktık. Televizyonlarda hatırlarsanız bu projenin tartışıldığı dönemde gazeteler, yani ekonomiyi bilen, bilmeyenler çıkarlardı bu parayı nereden bulacaksınız? Bu parayı nereden bulacağı biliyor musunuz? Bu para çalınanların, çırpılanların bindebiri. Sadece bindebiri. Bir rivayete göre uluslararası bir araştırmaya göre 100 milyar Euro’dan bahsediliyor. 100 milyar Euro para çalınacak ama kendi yoksulunuza sadece 1,5 milyar dolar ayıracaksınız onu da çok görüyorsunuz. CHP sadece 1,5 milyar dolar değil, bütçenin asgari yüzde 3’ünü kendi yoksuluna, kendi vatandaşına anayasadaki kurallar içerisinde vermek zorundadır. Anayasa'da olmazsa olmazların bir tanesi bu. Yani baba devlet dediğimiz, baba devlet dediğiniz nedir? Eğitimine, sağlığına iktidarın dünyanın hiçbir yerinde bir iktidar yeşil karttan dolayı övünmez. Yasaları uyguluyoruz. Bu yasalar çerçevesinde her yurttaşımız sağlık sorununu, eğitim sorununu ve işsizlik sorunu devlet tarafından çözülecektir. İnşallah CHP iktidarında en azından yerel dönemde, yerel seçimlerde büyükşehir ve bütünşehir olanakları yüksek olduğu için burada bu proje hayata geçebilir.

Ben buradan bütün yurttaşlarıma seslenmek istiyorum. 30 yıldır soyuluyoruz. Kimi geldi yurtseverlik adına soydu, kimi milliyetçilik adına soydu, kimi vatanseverlik adına soydu. Bunlarda geldi en kutsal değerimiz olan, hepimizin ortak yüzde 99 Müslüman olduğumuz bir ülkede bizim ortak değerlerimizi kullanarak din iman adına soydular. Gelin bu soygun düzeninden kurtulalım. Kime diyeceksiniz? Mazisine ve tarihine baktığımız CHP’yi tarif ediyorum. Mustafa Kemal Atatürk İş Bankası'nı kurduktan sonra İş Bankası'nın Türk ekonomisine katkı sunabilmesi için Ankara’daki altı dönüm arsasını satıp bankanın hissesine veriyor. Niye veriyor? Banka büyüsün ve yurttaşlarımız rahatlıkla ekonomiye katkı sunabilsin diye. İsmet İnönü, hani Başbakan diyor ya astığı astık, kestiği kestik. İsmet İnönü isteseydi İstanbul’un yarısını çocuklarına tapu ederdi. Ama yapmadı. Bülent Ecevit bugün baktığımızda mütevazi bir emeklinin oturduğu bir evde oturuyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nu merak edenler varsa evine götürebilirim. İşte size tarif ettiğim mazisi tertemiz Cumhuriyet Halk Partisi'ni tarif ediyorum.

Anahtar Kelimeler
    Cuma, 03 Ocak 2014 15:51

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica