Klasik Tayyip Erdoğan modeli

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin Halk TV’de görüşlerini açıkladı ve soruları şöyle yanıtladı.

Sayın seyirciler stüdyomuzda Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Gürsel Tekin bizlerle hoş geldiniz.
Hoş bulduk, iyi yayınlar diliyorum.

Başbakan Erdoğan’ı dinledik yine Cumhuriyet Halk Partisini suçlayıcı cümleler kullandı. Kendisi Fas’a gidiyor. Giderayak böyle bir açıklama yaptı. Nasıl değerlendireceksiniz?
Alışagelmiş, klasik Tayyip Erdoğan modelidir. Nerede sıkışsa, nerede çaresiz kalsa yapabileceği bir tek şey var Cumhuriyet Halk Partisini suçlamaktır. Bu çocukluk psikolojisinden başlamış ta doğduğu günden itibaren bir CHP düşmanlığı var. Yani bütün söylemlerinde baktığınızda Sayın Başbakanın Cumhuriyetin bütün dönemleriyle hesaplaşmak, Cumhuriyet Halk Partisinin tarihiyle hesaplaşayım derken bütün cumhuriyetle hesaplaşmak. Şimdi çok doğru bir şey söyledi Sayın Başbakan aslında nihayet onu kavramış. Bu gezi parkında bir iki ağaç sorunu değil. Tam da odur yani çok doğru söyledi. Elbette gezi parkında iki ağaç sorunu değildir.

Sayın Başbakan, özellikle son dönemlerde neredeyse sıradan olayları da sizin tarif ettiğinizi hepimiz çok iyi biliyoruz. Yani devletin kurumlarını ortadan kaldırıp, bakanlıklar varmış, kurumlar varmış, yargı varmış, yargı mensupları varmış. Bunların hiçbir önemi yok. Çok açık nette söylüyor. Yani en son biliyorsunuz yürütmeyi durdurma kararına bile tahammül edemedi. Siz nasıl böyle bir karar alabilirsiniz dedi. Tabi Sayın Başbakan ben zannediyordum ki aynı zamanda birazda belediyeciliği vardır. Mesela belediyecilikten de hiç haberi yok. Bir haber demeçler veriyor. Örneğin çıktı dedi ki buranın ruhsatını dedi CHP’de verdi. Şimdi Allahtan kendi belediye başkanı sağolun Sayın Topbaş müsaade ederseniz Sayın Topbaş çıktı açıklama yaptı. Hayır dedi. Bir kere CHP ruhsat veremez. Yani öyle bir yetkisi yok. İki; orası tam bir anıtlar kurulu. Anıtlar kurulunda olduğu için kurul kararı gerekiyor. Şimdi Başbakan bunu söylediği için ben açamıyorum acaba sizde var mı bununla ilgili Sayın Topbaş’ın konuşmaları. Özellikle kamuoyuna Sayın Topbaş’ın konuşmasını izletmek istiyorum. Habertürk kanalından.

Dönüyor, bu kadar çaresizlik içerisinde hatırlarsanız ben burada İstanbul’un nasıl talan edildiğini iki yıl önce haritayla açıkladım. Bir rant haritasıyla. Yetmedi Sayın Başbakanın kendisine gönderdim. Bütün bunların hepsi içinde yani bu park dedi işte gezi parkı öyle Sayın Başbakanın efendim iki ağaç kesilecekti falan. Elbette iki ağaç tahliye edilebilir hiç sorun değil. Ama siz kendiniz çıktınız dediniz ki AVM yapılacak. Şimdi kıvırıyorsunuz geri adım attım deyin yani olabilir. Her insan hata yapabilir başbakanda hata yapabilir. Başbakan çıkacak diyecek ki evet ben hata yaptım. Bir kere başbakanın işi değil, belediye başkanı var. Yani bizim bildiğimiz, İstanbul’un seçmiş olduğu.

Mesela İzmir’le ilgili herhangi bir projede Sayın Kılıçdaroğlu’nun müdahalesi var mı bu yapılacak, şu yapılacak diyor mu? Örneğin Balıkesir ya da Manisa’yla ilgili Sayın Bahçeli’nin bir müdahalesi var mı? Diyarbakır belediyesindeki uygulamayla ilgili Selahattin Demirtaş’ın bir müdahalesi var mı? Sayın Başbakan size ne? Seçilmiş, yasada açık ve net kenti yönetecek bir belediye başkanı var. Şimdi zavallı belediye başkanı çıkıyor konuşmaları var orada. Böyle soruyorlar gazeteciler buraya AVM yapılacak mı? Buraya AVM uygun düşmez diyor. Böyle bir şey olabilir mi ne demek bu? Olmaz diyeceksin kardeşim sen belediye başkanısın. Şimdi adam haklı olarak olmaz diyecek başına bela olacak AVM gelecek. 3. köprüyle ilgili ben o zaman il başkanıydım yine bize hedef göstermişti. Efendim 3. köprü yapılacak, 3. köprünün projesini ve güzergahını biliyorum dedim. Çıktı Sayın Başbakan dedi ki malum siyasi partinin il başkanı uyduruk bir belge bulmuş yok böyle bir şey dedi. Bakıyorum altında mühürler var, bakanlık mührü var, kurumların mühürleri var. Bu nasıl bir şeydir dedim. Gerçekten çok namuslu, her ne kadar AKP’ye yakın bir insanda olsa namuslu bir bürokrat hayır dedi. Bu dedi Başbakana bakmayın dedi o boş konuşur. Benim içim yanıyor dedi bir teknik insan olarak. Burada 3. köprünün olması mümkün değil. Buna Sayın Topbaş’ta direniyor. Sayın Topbaş’ın ötesinde 400’ün üstünde teknik insan var, görev yapmış orada. Yetmemiş Sayın Topbaş Japonya’da ulaşım uzmanları getirdi. Bütün herkesin ortak şeyi burada 3.köprünün olması mümkün değil. Çünkü sonuç itibariyle su havzaları ve İstanbul’un akciğerini yok ediyor. Tabi sağ olsun medyamızın etkisiyle hayır dediler hiçbir ağaca bir şey olmayacak. Nasıl olmayacak. Yani siz 3 milyon, 3,5 milyon ağacın altından mı geçeceksiniz?

Yani mümkün değil.
Elbette mümkün değil. Yani böyle bir şey mümkün olabilir mi? Şuanda kentin altına giremiyorlar. Orada 3,5 milyon ağacın altından geçecekler. Bütün buna rağmen çet raporu olmamasına rağmen Sayın Başbakan tek başına karar verdi. Şimdi 3.köprüye tek başınıza karar verirsiniz, nereye cami yapılıp yapılmayacağına siz karar vereceksiniz. Kimin kaç çocuk doğurup doğurmayacağına siz karar vereceksiniz. Kimin nasıl ne içip içmeyeceğine siz karar vereceksiniz. Yargının nasıl karar verip vermeyeceğine siz karar vereceksiniz. Kimlerin hangi gazeteyi, hangi televizyonu izleyip izlemeyeceğine siz karar vereceksiniz. Hoş geldin Esad, hoş geldin Saddam, hoş geldin Mısır kralı. Yani Ortadoğu’da bir taraftan bu otoriter yapı yıkılırken bir taraftan da Türkiye’de acaba geçmiş dönemlerdeki o otoriter yapıyı buraya monte edebilir miyiz uğraşı. Edemezsin Sayın Başbakan. Edemezsin. Öyle çıkacaksın insanlara üç beş çapulcu diyeceksin, marjinal diyeceksin. Demokratik hak aramak bunun adı marjinallikse hepimiz marjinaliz.

Biraz öncede aşırı uçlar dedi Başbakan.
Bakın, Sayın Başbakanın bakanları, görevlilerinin merkezde oluşturmuş olduğu bir mobese sistemi var. Yani televizyonlarda hani biri sizi gözetliyor hikayesi gibi. Birisi sizi gözetliyor merkezinde İstanbul’da her saniyeyi izleyebiliyor. Her saniye. Polis istediği zaman Sayın Başbakanın dediği gibi yasa dışı örgütü derhal edebilir. Ama birçok uygulamalarda da gördük ne yazık ki provokasyon yapılan yerler var hiç itiraz yok. Ama onun yurttaşla, onun Taksim’deki o son derece nazik, demokratik bir uygulamada hak arayan insanlarla uzaktan yakından ilgisi yok. Kendimizin tanık olduğumuz 6 – 7 tane milletvekillerimiz ve çok sayıda arkadaşlarımızla parkta otururken bir tanesi geldi önce bir bana şey yaptı. Nasıl dedi, böyle olmaz dedi, işte yakmasın… Ne diyorsunuz dedim kardeşim. Çek git dedim. Aynı adam takip edin çocuklara dedim bunu takip edin bakıyım kimdir dedim. Gitti orada polislere vay polislere nasıl bir saldırı. Neden biliyor musun? Sonra tespit ettik işte polisin işbirlikçisi, provokatör. Çünkü onunla polis tahrik edecek, polis ona gaz sıkıyım derken bize sıkacak. Biz bu numaraları biliyoruz hiç merak etmesinler. Şimdi Başbakan hiç kıvırmasın. Dünyanın hiçbir yerinde bir Başbakan milyonlarca yurttaşın hak arama eylemini üç beş çapulcu olarak değerlendiremez. Sayın Başbakan çıkacaksın özür dileyeceksin. Hiç öyle bir hakkınız yok. Bu ülkede marjinal grup dahil olmak üzere herkesin demokratik hakkı vardır. Herkesin yürüyüş hakkı vardır. Şimdi böyle bir çaresizlik içerisinde görmemezlikten gelme. Bu aynı zamanda biz bu filmleri çok seyretmiştik. Biliyorsunuz darbe döneminde, Evren Paşa döneminde de bu hikayeler vardı. Bir televizyon vardı o zaman. Gerçi şimdi Sayın Başbakanın televizyon sayısı maşallah çok Allah gözünü doyursun. Halen doymadı CHP’ye yakın yayın organları olarak kast ettiği işte birkaç televizyon, birkaç haber sitesi, bir iki tanede gazete. Ne var orada Sayın Başbakan? Yani olmayan bir şeyi olmuş gibi veriyorsa itiraz etmiyorum hemen yargı devreye girsin. Olanı vermeyecek mi Sayın Başbakan? Hadi siz vermediniz, hadi Halk TV’de vermedi, seni mutlu etmek için onu yaptı. Bu dünya basınını nasıl kapatacaksınız? Yani Londra’da, Almanya’da, İngiltere’de, Fransa’da, dünyanın birçok ülkesinde. Yunanistan’da, Bulgaristan’da bu olaylar birinci haberken senin televizyonların ne yapacak? Çünkü kafalarda özgürlük, demokrasinin ne olduğunu bilmedikleri için. Bir sosyal medya belası var ki diyor. Bela değil Sayın Başbakan. Bunu bela gibi görmeyin. Siz alışmışsınız yani benzer yoldaşlarınızın. Kaldı ki hani çok güzel sözler var insanlar cehennemi görmeden cennete inanmaz. Sayın Başbakan siz Ortadoğu coğrafyasını dolaştınız. Dolaşmış olduğunuz Ortadoğu coğrafyasındaki o liderlerin çoğu çok yakın dostlarınızdı. En azından onlardan ibret alın. Yani halka rağmen bir şey olmaz. Millete başkaldırı olmaz Sayın Başbakan. Öyle yandaş gazeteleriniz yok %47 oy var. %100’de oyunuz olsa bu millet demokratik haklarından, özgürlüklerinden vazgeçemeyecektir.

Peki, polisin bu tavrını nasıl değerlendireceksiniz. Şimdi günlerdir görüyoruz. Halkta artık polise karşı sanıyorum uzun yıllar boyunca değişmeyecek bir algı oluştu. Yani nasıl bu algı kırılır mı? Daha sonrasında vatandaşla polis arasındaki bu durum nereye gider?
Şimdi aslında polis dediğiniz bizim çocuklarımız, kardeşlerimiz. Yani uzaydan gelmiş insanlar değildir. Son 3, 4 gündür Taksim’de çok sayıda polisle de iletişimlerimiz oldu. Sivil polisler, hatta birçok polisin başkanım ne olursunuz bıktık bu iktidardan dediğini de biliyoruz. Eğer bir ülkede yolsuzluk varsa, bir ülkede yoksulluk varsa, bir ülkede yasak varsa polisin burada etkilenmemesi mümkün olabilir mi? Yani polis başka bir uzayda mı yaşıyor. Polis görevini yapıyor. Buna hiç şeyim yok. O mobese merkezinde siyasal kararları verenler kimlerse onların hepsini duyuyoruz. Yanımızda telsiz konuşmalarını duyuyoruz. Bir başka emniyet müdür muavini burada CHP milletvekilleri var diyor. Onun anonsta söylediği cümleleri burada kullanmak istemiyorum. Elbette bu tür sütsüz, bizim sütü bozuk, bizim vergilerimizle, 76 milyon yurttaşın vergiyle maaşını alan bu tür insanlarda var. Ama genel baktığınızda polisinde bu olaylarda çok rahatsız olduğunu ama otoritenin ısrarla baskıcı bir anlayışla polise talimat verdiğini de unutmamalıyız. Her şeye rağmen ben son derece kıymetli bir hak arama eyleminin çok nazik bir şekilde devam edilmesi gerektiğini, devletin kurumlarıyla yurttaşların karşı karşıya gelmesinin çok tehlikeli olacağını, bu konuda özellikle bugün Başbakan inşallah özür diler dünkü gaflarından dolayı. Sayın Cumhurbaşkanının tavrını bekliyoruz. Ve bütün bakanlar, üst düzey görev yapan valiler, cumhuriyet valileri, emniyet müdürleri sağduyulu olmak zorundalar. Sadece Sayın Tayyip Erdoğan mutlu olsun diye Türkiye’de binlerce insanı mağdur edemezsiniz. Yani düşünebiliyor musunuz evinden çıkmış kadıncağız, bugüne kadar kişiliğine hakaret saymış, diyor ya iki ağaç değil. Doğru. Elbette sadece iki ağaç değil.

Bakın, bu parlamentoda yasayı kim yapar? Milletvekilleri, parlamento yapar. Yasa yapan insanlara siz ayyaş diyorsunuz Sayın Başbakan. Gençleri bölüyorsunuz, insanları mezheplere ayırıyorsunuz. Birçok mezhepleri yok sayıyorsunuz, hedef gösteriyorsunuz. Farklı siyasal düşüncede olan insanlara hakaret ediyorsunuz. Daha dün Kürtlere siz Zerdüşt’sünüz, BDP milletvekillerine kullandığı lafları ne çabuk unuttuk biz. O açıdan Sayın Başbakanın ölçüsünün sınırı yok. Yarın kime ne diyeceği belli değil. Sayın Başbakandan ricamız dünyada uygulanan demokrasi, özgürlüğü uygulayalım. Demokrasi, özgürlük en çok size yarayacaktır eğer uygulamak isterseniz. Neden uygulanmıyor diyeceksiniz. Yani bu niçin bu kadar zorlaştı…

Başbakan Erdoğan’ın tekrar bir açıklaması var hemen oraya geçiyoruz. Sayın seyirciler Başbakan Erdoğan açıklamasında soru cevap kısmına geçmişti ve bir gazetecinin orada gezi parkında sadece halk vardı sözleri üstüne Başbakan Erdoğan oldukça sinirlendi. Nasıl değerlendireceksiniz?
Ben de sinirlenirim. Öyle haddini bilecek. Fransa’dan geleceksin koskoca Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Hz. Tayyip Erdoğan’a soru soracaksın. Haddini bilecek kimdir o Fransız ya? İşte bu. Bu fotoğraf her şeyi gösteriyor. Şimdi bizim buradaki çocuklarımızı sindirmiş ya suskun, sindirmiş. Emret paşam. Eskiden bu genel yayın müdürleri biliyorsunuz Başbakanla seyahate giderlerdi. Oturuşlar şöyleydi. Son derece normaldir. Yani rahmetlik Özal’la, Erbakan’la, Demirel’le gittiklerinde şu vaziyette. Bütün genel yayın müdürleri şu vaziyette. İşte ellerinde içkileri miçkileri böyle son derece şey halinde. Şimdi vallahi billahi bakın fotoğraflara sanki Cuma namazı kılacaklar. Şimdi böyle bir manzarada yani özgür bir ülkenin medyasının bağımsız ve özgür olduğu bir ülkenin gazetecisi orada bu süreci yaşayan, hatta bu soruyu soran ajansın muhabirleri oradaydı bizlerleydi. Onlarda nasibini aldı bu işlerden. Son derece kibar bir soru soruyor. Başbakanın ona vermiş olduğu, attığı fırçaya bak. Sayın dünyadan haberin yok Sayın Başbakan. Fransa’daki uygulamadan haberin yok. Yani Allah aşkına kim sana bu bilgileri veriyor?

Nihayet geliyor ayaklarına dolanıyor. Bunun birde Almanya’da Swoboda diye bir arkadaşı var. Sayın Başbakanın yalakası Swoboda. Şimdi o Swoboda’yı davet ediyorum Taksim meydanına, Kızılay meydanına, İzmir’e, Antalya’ya, Bodrum’a, Çorum’a, Kayseri’ye. Bunlar böyle işte. Bunlar maalesef dün birçok Almanya’daki arkadaşlarımızla görüştük. Bu Tayyip beyin danışmanı Swoboda sokağa çıkamıyormuş çok üzgünmüş. Büyük olasılıkla hastalanmış diyorlar. Vallahi ciddi söylüyorum. Şimdi keşke bunu o da izleseydi o Reuters ajansı sen kimsin diyor. Haddini bileceksin falan filan. Fransa’da öyle değil. Bu nasıl soru falan.

Yani alkol yasağına da girdi.
60’ından sonra özgürlükçü olmanız çok zordur. Aslında biz Sayın Başbakanın bütün takımını biliriz suç orada değil. Suç bunu özgürlükçü, bunları özgürlükçü diye kamuoyuna tanıtan kendisine liberalim, kendisine sosyalistim, kendisine merkez sağda cumhuriyetçiyim diyenlerin yaratmış olduğu bir otoriter sistemdir. Çünkü Sayın Başbakan çok net söylüyor. Ta ilk gününden buyana demokrasiye inanmıyor. Demokrasiye inanmayan bir insan yapacağı bir tek şey var her şeye ben karar vereceğim diyecek. Ne demek ya orada ağaç kesilecekse kesilir. Orada AVM yapılacaksa yapılır. Şimdi bu AVM hikayesi tabi geldik hep şeye takılıyoruz. Geçen gün bu yandaş medya televizyonlarında şu tartışmalar. İşte bugün Başbakanında dediği gibi işte Ceylan Oteli, The Marmara falan filan. Ben rica ediyorum sizden gerçekten yüreği yeten, bu işte evet ben bu İstanbul’daki talanla ilgili bilgi sahibi olmak istiyorum diyen kim varsa sadece bir şey yapacağız. Kanalları da kendileri tayin edebilirler. İstanbul’da elimizde hazırlanmış bir talan raporu var. Sayın Başbakan tabi birçok şeyin farkında kendisine göndermiştim. 500’e yakın kamu yeri, yani milli emlak arsası dediğimiz yerlerin yandaşlarınıza, damatlarınıza, çocuklarınıza nasıl peşkeş çekildiğini 3 yıldır anlatıyorum. Tabi ki, ben bütün medyayı kast etmiyorum ama belli medya grupları bunlar görmemezlikten geldi. Ama son günlerde televizyonlardaki tartışmalarda o koca koca adamlar sözde yazar çizer falan filan, hatta bir gazete şöyle bir manşet atmıştı. Yani güldüm komedi gibi. Gezi parkı katliamı ruhsatında CHP’nin de imzası var. Bu kadar cahilce bir şey. Bir kere CHP ruhsat vermez, uygulamada CHP yoktur. CHP ısrarla böyle bir yayalaştırma projesi dediğimiz ta 77. Sayın Sözen’in büyükşehir planlamada baktığınızda çok net göreceksiniz. Sayın Sözen’in İstanbul’un ana merkezleri dediğimiz Eminönü, Kadıköy, Taksim buraların tamamını çünkü metro projesi başlatmıştı ve insanların kendisini rahatlıkla ifade edebileceği, egzoz kokularının içinde değil, yemyeşillikler içerisinde oturabileceği dünyanın her yerinde olduğu gibi Londra’da, Almanya’da, Paris’te olduğu gibi. Böylesi bir yayalaştırma projesi olacaktı. Şimdi bunlar da akla bilmem neyi birbirine karıştırıp o Tayyip’in bu kadar fütursuzluğunu nasıl kapatabiliriz. Kapatamazsınız. Eğer bu ülkede hak arama eylemi yapan insanlara çapulcu diyorsa hepimiz çapulcuyuz ve çapulcu olmaya da devam edeceğiz.

Kısa bir aramız olacak Sayın Tekin. Sonrasında ben Melih Gökçek’le devam etmek istiyorum sizinle. Kapanış yapmadan önce Ankara Büyükşehir belediyesi başkanı Melih Gökçek’le devam edelim demiştik. Melih Gökçek’in şöyle bir açıklaması oldu. Şimdi demokrasi olmasaydı ben yapacağımı biliyordum gibi söylemleri oldu Melih Gökçek’in. Nasıl değerlendireceksiniz?
Önce şeye dönmek istiyorum. Yani Fransız gazeteciye dönmek istiyorum. Sayın Başbakanımız uzak bir yola giderken kimyasını bozduğu için kendisine kınıyorum. Öyle bir gazetecilik olmaz. Burası Fransa değildir, haddini bileceksin. Bu sorular ancak Fransa’da sorulabilir. Bu sorular Edirne’den geçtikten sonra sorabilirsiniz. Yani bu çocuğa bu dersi kim vermemiş doğrusu ben acıdım. Çünkü biraz önce canlı yayınları izlerken garibim o muhabir, gazeteci kardeşimizin üstünde bütün kameralar kim bu yiğit diye, tabi bu işin esprisi. Kendisini kutluyorum. Gazeteciliğin yapılması gerekeni yapılıyor. Sayın Melih Gökçek, Sayın Erdoğan bu bütün şurakalara baktığımızda bu sadece bugünün ürünü değil. Yani bunların çocukluk yıllarına girdiğimizde o döneme de baktığınızda demokrasiye inanmazlar. Yani demokratik bir talepleri yok. Demokrasiyi Sayın Başbakan kendisi de ifade etmişti. Bir tramvay gibi, bir metro gibi, bir tren gibi görüyor yani. İhtiyaç duyarsan binersin ondan sonra inersin. İhtiyaç duymadığın zamanda inersin. Yani hiçbir demokratik ülkede hak arama eyleminden dolayı bizde güçlüyüz, sizi tükürükle boğarız denilmez. Hiçbir hak arama eylemlerinde ülkeyi yöneten siyasetçiler çapulcu demez. Hiçbir hak arama eylemi olaylarında hiçbir ülkede insanlara marjinal denilmez. Dünkü fotoğrafları görebildiniz mi bilmiyorum ama dünkü fotoğraflar aslında Türk medyasına, Türk kamuoyuna ve iktidara kapak olması gereken, İngiltere’de, Londra’da bir fotoğrafı gördüm. Bugün Türkiye’de birbirine çok karşı olan, çok farklı siyasal grupların yan yana duruşları demokrasi için çok büyük bir kazanımdı. O fotoğrafı mutlaka bulup Sayın Erdoğan’a da göndermek istiyorum.

Londra’dan açıklamalar gelmiş zaten elimizde var şuanda. Yaklaşık 2 bin kişi protesto etmiş Londra’da Hyde Park’ta.
Hyde Park’taki o 2 bin kişinin önemi yok, sembolik olarak 100’er, 200’er kişi olsa da gerçekten her siyasal düşüncede, işte belli yasa dışı örgütler dahil olmak üzere milliyetçiler, İslamcılar gerçekten çok duygulandım. Yani Türkiye’de herkesin İngiltere gibi bir yerde Türkiye’ye sahip çıkması, demokrasiye, özgürlüğe sahip çıkması büyük bir kazançtır. O fotoğrafı AKP’ye gönderip AKP’nin aslında Genel Merkezinde kapak olması gereken bir fotoğraftır. Her gelip gittiklerinde evet demokrasi böyle bir şeymiş, korkmayalım. Demokrasiden korkulmaz. Neden korkulur biliyor musunuz? Otoriteden korkulur. Bütün otoriter liderlere bakalım. Var mı şuanda? Patır patır dökülüyorlar. İkincisi bir başka iddianız var. Şuanda bir otoriter liderle sözde mücadele ediyorsunuz. Bu nasıl bir şeydir? Yani düşünebiliyor musunuz birilerini eleştireceksiniz halkına zulüm ediyor diye ama en acımasızca zulmü de siz yapacaksınız sonra onu kapatmaya çalışacaksınız. Kapatamıyorsunuz. Yani bütün olağanüstü çabalar, gazeteler, televizyonlar derhal müdahale ediliyor onu düzeltin, bunu düzeltmeyin. Sayın Başbakana kimin soru sorup sormayacağı belirleniyor. Öyle herkes kalktım ben soracağım yok öyle bir şey. Nasıl olmuşsa bu kardeşimiz öyle aradan girmiş yani herhalde bu acemidir yeni geldi. Sayın Başbakandan tabi dayağını yedi. Ama her şeye rağmen kendisini yürekten kutluyorum.

Siz de söylemiştiniz zaten bu karşı çıkan gazeteci bizimle birlikteydi diye. Sanıyorum kendisi de yaşadığı için o anları…
Sadece o değil. Amerika’daki, Fransa’daki, İngiltere’deki bütün televizyonlar. Bir başka bir şey söyleyeyim. Tabi teknoloji çok gelişti. İlk 3 gün önce biz parkta çocuklar eğleniyorlar, müzikler var. Her kesim var. Yani bir panayır havasına dönüşmüş ve orada Amerika’yla, İngiltere’yle, Fransa’yla, Almanya’yla sürekli canlı yayın. Telefonlarla canlı yayın. O açıdan otoriter yapıda gelse bunları teknolojiyi engellemesi mümkün değil.

Şimdi biraz önce Sayın Başbakan ileri teknoloji dedi. Şimdi ileri kafanın olmadığı yerde ileri teknolojinin bir anlamı yok. Yani sonuç itibariyle bir ilericilikle teknolojiyi geliştirebilirsiniz, kullanabilirsiniz. Biz işte bütün çocuklara bilgisayar aldık. Alırsınız ne olacak, neye yarayacak. Yani bilgisayar eğer orada bir fotoğraf yapmaksa onun için bilgisayara da gerek yok. Bu bilgisayarlar dünyayla buluşabiliyorsa, dünya teknolojisiyle buluşuyorsa, yenilik yaratıyorsa insanların daha çok özgür olması için kullanılacak teknolojiyse hiç itiraz yok. Ama neyin ne olacağını… Şimdi bir gazeteci biz gelmeden önce izledik daha ne yapsın diyor Başbakan. Öğrencilerin bursunu artırdı. Ne olacak ondan sonra? Bursunu artırmışsa Sayın Başbakanın emir kulu olacak, askeri olacak başka bir şey yok. Bu kafa olabilir mi? Yani öğrencinin bursunu artırdıysam öğrenci bu doğa katliamına karşı çıkmayacak. Öğrencinin bursunu artırdıysam öğrenci Türkiye’de olup bitenlerle ilgili kayıtsız kalacak. Çünkü bunların istediği bu.

İleri demokrasi galiba.
Evet. Maalesef cin şişeden çıktı. Bu ülkenin gençleri, bu ülkenin aydınları bundan sonra susmayacaktır. Dünkü abileri susmadığı gibi. Elbette bedeller ödenecektir. Bu ülkede 24 yaşındaki gencecik çocuklar kendi bedenlerini teslim ettiler. Belki onun içindir bugün demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Bütün bu İslam coğrafyasında baktığınızda her şeye rağmen hukuk sistemi azda olsa demokrasisi olan tek ülkeyiz bunu da unutmamalıyız.

Melih Gökçek’in şuanda twitter sayfası açık önümde. Çok duyarlı kendisi açıkçası. Şöyle yazmış. Yarın Ankara daha güzel olacak. Bunların pisliklerini gariban çöpçüler temizleyecek demişler Melih Gökçek’e ve kendisi de bunu onaylamış.
Milyonlarca gariban çöpçüler, milyonlarca gariban işçiler, milyonlarca emekle geçinen insanlar alanlardaydı. Onlar her ne kadar evlerinde sıcak yuvalarında saraylarında oturmuş olsa da. Bakın, mesela İngiltere’de belediye başkanı şuanda rahatlıkla korumasız sokakta dolaşabilir. Fransa’da dolaşabilir. Dünyanın her yerinde dolaşabilir. Bizim belediye başkanlarımız neden elini, kolunu sallayarak dolaşamazlar. Ne var ne korkumuz var yani? Kimden korkarız? Biz milletvekili olarak korkuyoruz. Gece saat 6,5’da geldim. Polis filan. Hayır, kardeşim teşekkür ederim. Hiç gerek yok. Hiçbir şey olmaz bize. Neden korkacaksınız biliyor musunuz? Yolsuzluk ve hırsızlığa bulaşmadığınız sürece u toplum çok iyi biliyor. Radar gibi herkesi izliyor. Asıl sıkıntı biraz da yani ne oldu da mesela birçok insanda merak edebilir. Bunla son derece ilk gelişlerinde, demokrasi, özgürlük hatta ileri demokrasi, 12 Eylül döneminin yasalarını beğenmiyor. Daha çok özgürlüklerin olması gerektiğini, bundan dolayı 26 tane maddenin değişimi falan.

Her şeye rağmen belli kesim, biz böyle olmayacağını çok net biliyorduk. Belli bir kesim, çok hoş şeyler. Ya ne güzel işte, demokrasi, hukuk sistemi, hukuk dediğimiz hepimizin güvencesi olması gereken bir alandır. Bunlarda bu çalışmayı yapıyor diye herkes destek verdi.

Şimdi niye bu noktaya geldik? Aslında Ortadoğu coğrafyasındaki liderlere baktığınızda bugünkü iktidar gibidir gelişleri. Kaddafi’nin gelişi, Mübarek’in gelişi, çarıkla gelmişlerdir. Halk kahramanı gibi gelmişlerdir. Para yok, pul yok, inanç var inanç, inançla gelmişler. Sonra ne olmuş? Para sıcak. En kötüsünün bırakmış olduğu servet 70 milyar dolar. Bugün iktidar yetkililerinin benim hesaplarıma göre bakanlar, bakan çocukları dahil olmak üzere 50 milyar doların üstünde servetleri var. Allah daha çok versin. Hiç kimsenin gözü yok. Eğer gerçekten meşru bir kazançsa, alın teriyle kazanmışlarsa hiç sorun yok. Ama kamu olanaklarını, kamu imkanlarını kullanarak zengin oluyorsanız bunu korumakta zordur ve ne yapacaksınız o zaman? O zaman yapılacak bir tek şey var, otoriter bir yapıya geçmektir. Başka türlü o paraları koruyamazsınız.

Melih Gökçek’in bir twit bu, CHP’liler il binasında mahsur kalmış, eğer yardıma ihtiyaçları varsa gidebilirim deyip, gülen yüz koymuş.
CHP’liler 90 yıldır hiçbir yerde mahsur kalmadı. Bu ülkenin demokrasisi için siyasi partiler elbette çok farklı siyasal duruşlarda insanlar bedel ödedi. Siyaseten ağır bedel ödeyen CHP olmuştur. 80 öncesi 60’larda 70’lerde faili meçhul cinayetlerde en çok kayıp bizim arkadaşlarımız olmuştur. Onlarca milletvekili arkadaşımız, onlarca il başkanlarımız, gencecik kardeşlerimiz faili meçhul cinayetlerin kurbanları olmuştur. Ama bunların anlayışlarındaki insanların hiçbirini burnu kanamamıştır.

Mesela çok enteresan hepimizin irdelemesi gerekiyor. Örneğin, 12 Eylülden sonra 90-95 arasında faili meçhul cinayetlerin en yoğun olduğu bir dönemdi. Onu da enteresan böyle getirdiler işte, bir Ergenekon’a bağladılar. Ama bu nasıl bir Ergenekon’sa bu Ergenekon herkese dokunmuş ama bunların hiçbirine dokunamamış. Çok manidar değil mi? Mesela bizim parti yöneticilerimiz, MYK yöneticilerimiz hayatını kaybetti. Birçok gazeteci, birçok bilim insanı, Uğur Mumcular gibi insanlar, Bahriye Üçok. Bütün bunlara baktığınızda yani niçin farklı siyasal ideolojilerdeki kimsenin burnu kanamadı? Kim bu proje? Bu projenin mimarları kim?

6.Filonun özellikle bizi izleyen bütün gençlerin çok iyi irdelemesi gerekiyor. Bu ülkede bu ülkenin gençleri üniversite gençleri bugün Tayyip’in marjinal dediği o gün Tayyip kafasında olanlarında marjinal dediği çünkü kafalar hiç değişmiyor. 6.Filonun geçişine tahammül edemeyen gençler bugün Türkiye’nin dört bir tarafının patriot füzeleriyle donatıldığını hiçbirimizin unutmaması gerekiyor. Patriot füzeleri demek o ülkenin her an bir başka ülkeyle savaşa girmesine gerek yok. Yanı başımızdaki Ortadoğu coğrafyasında oluşabilecek olumsuzlukların ana merkezi ne yazık ki Türkiye olacaktır.

Melih Gökçek oldukça çok Halk TV twiti de atmış. Sürekli Halk TV’den bahsediyor.
Teşekkür ediyoruz. Herkes Halk TV’yi izliyorsa ben bu arada biraz önce bir internet gazetesinde okudum, ne kadar doğru bilmiyorum ama Gerçek Gündem, youtube ciddi destek vermek istiyormuş Halk TV’ye bu davranışından dolayı. Gerçekten sizi kutluyorum. Yani Amerika’da youtube’n duyarlı davranıp Halk TV’nin bu sürdürmüş olduğu tarafsız yayın politikasını desteklediği için sizi kutluyorum.

Olayların ilk başladığı günde biz burada halkın yanındaydık. Kızılay Meydanındaydık. Bizden başka hiç kimse yoktu. İnsanlar inanılmaz destekti. Gerçekten bu gurur verici bir duyguydu. Yani orada tek olmamız ayrı bir şey, ancak insanların bize göstermiş olduğu o duyarlı davranışlar gerçekten çok teşekkür ediyoruz bütün halkımıza.
Çok enteresan, Bağdat Caddesi'nde gece eve gidecektim saat 04:30 civarlarında o görkemli yürüyüşü, coşkuyu görünce doğal olarak bende dahil oldum. Birçok şeyler gördüm. Hemen ansızın 5 dakika içerisinde 53’ler. Dedim ki bu ne ya 53 ne dedim. Halk TV’nin kanalı. Yani böyle dilden dile insanlar tabi ki bunu aslında dünyanın her yerine baktığınızda mesela örneğin, birçok ülkede devlet televizyonları vardır. BBC aslında devlet televizyonudur. BBC hiçbir gün haberi yaparken acaba ya bu bizim Başbakan ne der kaygısı içinde olmamıştır. BBC’deki gazeteciler iktidar değişiyor, iktidar değişirken bizim durumumuz ne olacak kaygısı içerisinde değildir. Çünkü öyle bir sistem oluşmuş ki, aynı zamanda Anayasa herkesi güvence altına almış. Herhangi bir siyasi partinin bir ayna görevi yapan televizyonların gazetelere müdahale etmesi söz konusu olmaz.

Bakın çok hafif bir şey. Belki bizde de şu anda bizi izleyen yurttaşların bilmesi gerekiyor. Almanya’da bir sorun yaşandı. Almanya Cumhurbaşkanıyla ilgili. Cumhurbaşkanı bizde çok insani gibi görülebilir. Gerçekten de öyledir yani takdirde toplarız. Mesela diyelim ki, işte Sayın Gül Vakıflar Bankasını arayacak. Vakıflar Bankasına işte bizim Ahmet Beyi göndereceğim, Ahmet Beye uygun kredi konusunda yardımcı olur musunuz cümlesi Cumhurbaşkanının istifa etmesine götürdü. Neden? Çünkü o gazete ertesi gün haber yaptı. Dedi ki, bir cumhurbaşkanı tarafsızlığını kaybetmiştir, yitirmiştir. Bu hiçbir insani bir tavır değildir. Bugün bunu yapan yarın başka bir şey yapar.

Şimdi buradan bir başbakanımızla oradaki cumhurbaşkanını bir kıyaslayalım. Söylediği fütursuz lafları o bir tarafa bırakın. Halen ne yaparım? Sen kimsin ya? Efendim, Taksim’de cami yapacağım. Hani siz Çamlıca’da da cami yapıyordunuz? Çamlıca’da caminin yanın da hemen yanında 56 dönümün rezidans, turizm merkezi haline dönüşünü şimdi diyorlar ya o da oy verdi bu da oy verdi. Bakın size söylüyorum; Üsküdar Belediyesi AKP’li, Büyükşehir Belediyesi AKP’li, Anıtlar Kurulu Kültür Bakanlığına bağlı AKP’li, yargı AKP’li. Bu dört kurum burada burayı plana açamazsınız hava koridorlarını kapatıyorsunuz. Oy birliğiyle 4 kurumda bakın ilçe belediyesi AKP dördü ve bütün buna rağmen bakanlık bir gece yarısı plan tadili yapıyor, bu dördünü de yok sayıyor şimdi önümüzdeki günlerde o görkemli caminin etrafında haramzadelerin rahatlıkla istirahat edebileceği otel, rezidans ve alışveriş merkezleri olacak. Bunu bütün İstanbul’un da bilmesi gerekiyor. Hangi cami? Elbette cami sadece AKP’lilerin camisi değildir.76 milyonun ortak değeridir.

İstanbul’un bütününü tartışalım. Sadece böyle şeye takılıp da işte efendim Taksim’deki parka takılmayalım. İstanbul’un tamamını 20 yıl bakın, 20 yıldır AKP yönetiyor. Teklifimde şu olacak; Sayın Başbakanın Belediye Başkanı olduğu dönemde kendisinin bırakmış olduğu plan var bir de şu andaki planı. Her iki planı yan yana koyacağız ve bu iki plan arasında çok gerilere gitmeyeceğiz. Bu iki plan arasında 150 milyar doların nasıl yandaşlara peşkeş çekildiğini, nasıl 16 tane cami planının bir gece yarısı plandan kaldırıldığını hatta Sayın Başbakana mektup olarak gönderdim. Sayın Başbakan siz Kasımpaşalısınız, Kasımpaşa bir kuran kursu vardı. Şimdi o kuran kursu nerede diye soruyorum? Ona da cevap yok.

Kamuoyunun bilmesi gerekiyor o tarihi yarımadadaki binayla ilgili kamuoyuyla paylaşan siyasetçiyiz. Sonra Sayın Başbakanda rahatsız oldu, dedik ki, sizin çocuklarınızın da burada daireleri var. Ooo bu kıyametleri kopardı. Şimdi halen çağrı yapıyorum, diyorum ki var. Sizin çocuğunuz demedim çocuklarınız. Yani partinizin yetkilileri, bu planı çıkaranlar, bir çıkarın bakın. Tapu dairesi size bağlı. Bakanınızı arayacaksınız bakacaksınız.

İki, bu binanın sahibi kim diye soruyorum? Bu binanın sahibi şu andaki AKP il binasının aynı zamanda sahibi.

Şimdi bu kadar cüruf ilişkilerin iç içe girdiği yerde aslında İstanbul’un bir bütünü konuşmakta büyük yarar var. Bunun içinde sadece siyasetçiler değil. Bu işin uzmanları. Plancılar Odası, Mimarlar Odası, Mühendisler Odası hepsi farklı siyasal düşüncedeki insanlar ve Sayın Topbaş hepsi teknik insanlar. Oturacaklar ve İstanbul’u konuşacaklar, hiç siyasetçi de koymayacağız ve bizler İstanbul’un nasıl talan edildiğini, İstanbul’un nasıl yağmayla karşı karşıya kaldığını hepimizin bilmesi gerekiyor.

Mesela şimdi aklıma geldikçe parça parça geliyor. Bir namuslu yurttaş çıkıyor diyor ki, serveti var ben bu servetimi Çocuk Esirgeme Kurumuna bağışlıyorum. Bu ülkenin en hassas şeyi çocuklarıdır. Sokak çocukları var, perişanlık var buraya bağışlayacağım diyor. Ne oldu şimdi o arsa? Bileni var mı hiç kimse? Aldılar, plan yaptılar birine peşkeş çektiler. Daha anlatabileceğim 500 tane böyle parça var. Ama anlatma imkanımız yok. Ondan sonra kendi kanallarında otururlar, kardeşim yüreğiniz yetiyorsa bak ben buradayım. Yandaş gazeteciler size de sesleniyorum. İstanbul’un rantını tartışalım. Hodri meydan. Çünkü 3 yıldır AKP’lilere çağrı yapıyorum kimse gelmiyor. Ama hayır, ben iyi bir gazeteciyim aynı zamanda iyi bir teknik adamım bu doğru değildir ben tartışmak istiyorum diyorsa ana da razıyım.

Dün Sayın Genel Başkanımızın başkanlığında gece saat 4,5-5’e kadar Genel Merkezde toplantı yaptık. Sayın Genel Başkanımız çeşitli yerleri aradı, Genel Başkan Yardımcılarımız Sayın Keskin ve birçok arkadaşlarımız bakanları, grup başkanvekillerimiz aracı oldular.

Ne yazık ki, bu şeyi durdurma imkanı olmadı. Çünkü gördük ki son 3-4 gündür bakanların ya da grup başkanvekillerinin, Meclis Başkanının hiçbir etkisi yok. Tamamen herkes Sayın Erdoğan’a bağlı. Akşam 70’in üstünde sanatçı bir aradaydı. Sayın Yavuz Bingöl çok sevdiğim bir kardeşimdir. O aradı beni. Bu konuda bir şey yapmalıyız. Evet, biz çıktık bir sağduyu çağrısı yaptık. Ama bizim sağduyu çağrısı yapmamız ya da bugün büyük olasılıkla Sayın Cumhurbaşkanıyla da görüşme yapacaklar. BDP ve MHP’nin 3 muhalif partinin sağduyu çağrısı yapması gerektiğini söyledi. Biz sağduyu çağrısını günlerdir yapıyoruz. Sayın Genel Başkanımız her konuda bu hassasiyet üzerine bunu söylüyor. Ama asıl çağrı yapması gereken Sayın Başbakanın kendisidir. Sayın Başbakan dün televizyonda kullanmış cümleler bu olayı yarattı. Yoksa oradaki dün Taksim’de, konserle sonuçlandırılmış olacaktı. İnsanlara çapulcu, aşağılamak, yok saymak tabili herkesin onurunu zedelemiştir. Umut ediyorum ki ben tam izleyemedim ama herhalde Sayın Başbakan dün kullanmış olduğu o kaba, o sürçülisan cümleleri düzeltir diye düşünüyorum. Düzeltmedi mi düzeltmedi mi tam da bilmiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı göreve davet etmek istiyorum. Tam da bu noktada cumhurbaşkanları görev almalı. Çünkü Sayın Başbakan maalesef parlamentoyu, parlamentodaki siyasi partileri görmemezlikten geliyor. Parlamentonun işlevinin hiçbir anlamı kalmadı. Bugüne kadar da çok anlam ifade etmiyordu. Sayın Cumhurbaşkanına çağrı yapıyoruz. Sayın Genel Başkanımızın büyük olasılıkla bir görüşme talebi olacak. Ama her şeye rağmen gerçekten çok sağduyulu, hak arayan insanlarımızın daha sağduyulu davranması gerekiyor.

Sonuç itibariyle devlet kurumlarıyla çatışarak değil, kamu mallına zarar vermeden demokratik haklar kullanılabilir. Bu konuda herkesin sağduyulu olması gerekiyor. Çok sayıda provokasyonlar var. Çünkü kimse kimseyi tanımıyor. Örgütlü bir yapı değil. Bunu canlı olarak 3-4 noktada yaşadık. Her türlü provokasyonu dikkatle izlememiz gerektiğine inanıyorum.

Dün akşam sosyal medyada oldukça duygulandıran mesajlardı aslında ve şu cümleleri gördüm. Uyuyamıyorum. Uyursam ihanet edecekmişim gibi hissediyorum diyenler o kadar çok sayıdaydı ki. Çünkü biliyorlar kendilerinden saydıkları, şu şekilde kullanıyor cümleyi, diğerleri dışarıda. Yani biz buradayız. Herkes bir bütün olmuş durumda. Diğerleri dışarıdayken ben uyuyamıyorum. Kendimi ihanet etmiş gibi hissediyorum dediler. Yani nasıl bu kadar tek yürek olma aşamasında buraya Başbakan getirdi değil miydi? Herkes zaten Başbakan Erdoğan’a teşekkür ediyor şu anda.
Biraz önce onun için kasıtlı olarak özellikle İngiltere’deki o toplantı söylemek istedim. Bizim toplumumuzun çok enteresan hassasiyetleri var. Belki Avrupa’da o farklı siyasal gruplar, İslamcılar, örgüt üyeleri, çeşitli gruplar birbiriyle hiç iletişim kuramayacağı bir dönemde hepsi bir araya geliyor.

Sorun Türkiye meselesi olunca hani deyim var ya geri kalan teferruattır. Onu görüyoruz. Herkesin bu konuda çok duyarlı, bu duyarlılıktan dolayı hepimizin der alması gerekiyor. Bütün siyasilerin. Aslında sadece Başbakanın değil Türk siyaseti kendisine çeki düzen vermek zorunda. Türk siyaseti millete rağmen hiçbir şeyin yapılamayacağını, millet istediği zaman rahatlıkla kararını verebileceğini ve son 30 yıllık sürece baktığımızda da u 30 yıl içerisinde aslında siyasette okuyanlar, siyaset mühendisleri çok iyi biliyor. Darbe dönemi dahil olmak üzere hep değişimden yana oy kullanmıştır. Çünkü toplumun en temel hakkı olan özgürlük talebini kısıtlayamazsınız. Düşünceleri farklı da olsa özgürlük herkesin ihtiyaç duyduğu, hava kadar, su kadar ihtiyaçtır. Bunu hepimizin bilmesi gerekiyor. Türkiye her şeyi denedi. Demokrasi ve özgürlüğü bir türlü denemedi. Talepte bu. Gelin demokrasi ve özgürlüğü deneyelim. Bu manzaralardan yaşanmasın diyorum.

Çok teşekkür ediyorum katıldığınız için.

    Pazartesi, 03 Haziran 2013 17:25

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica