Gürsel Tekin, Halk TV ekranlarında soruları cevapladı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin Halk TV’nin canlı yayın konuğu oldu ve gündemle ilgili soruları yanıtladı.

Ahmet Çörtoğlu: Hemen çok sıcak ve kamuoyunda da çok da merak edilen sizin belgeleriyle ortaya koyduğunuz Suriyeli göçmenlerin nasıl seçmen yapıldığını sormak istiyorum?
Gürsel Tekin: Öncelikle bu Türkiye-Suriye meselelerinden sonra Türkiye’ye çok ciddi şekilde mülteci geldi. Altını çizerek söylüyorum; Anadolu coğrafyası tarih boyunca mazlumlara misafirlik etmiş bir coğrafyadır. Bütün mazlumlara Türkiye’nin sahip çıkması gerekiyor. Ona hiç tereddüt yok.

Bugün başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin birçok illerinde bu saatlerde binlerce mazlum insanın nasıl bir sefalet içinde yaşadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Önümüzdeki günlerde, o resimleri getiremedim, özellikle İstanbul’da gündüz dilenip akşamları çadırlarda barınan yurttaşlarımıza mutlak ve mutlak hepimizin el atması gerekiyor. Bu bir insanlık görevidir, bu insanlık görevini sadece devlete bırakmamalıyız, yurttaş olarak da biz de üstümüze düşen görevi yerini getirmeliyiz.

Bir yıldır gerek CHP milletvekilleri, gerekse bizim dışımızda, bugün de baktım MHP dahil olmak üzere çok sayıda milletvekili arkadaşlarımız soru önergeleriyle... Maalesef ben milletvekili olarak bundan sonra soru önergesi vermeyeceğim. Çünkü vermiş olduğunuz soru önergelerinin hiçbir tanesinin ciddiyet içerisinde cevapları verilmiyor. Bu kadar gayri ciddi bir dönemi de hiç görmemiştim. Özellikle eski milletvekillerine de sorduğumuzda.

Hiç birimize cevap verilmedi. Kendi imkanlarımız doğrultusunda kendi çalışmalarımızla bir vatandaşımızın kimliğini tespit ettik. Acaba olur ya sahte midir değil midir diye ve seçmen kütük bilgilerine girdik. Baktık ki, evet vatandaş hem yurttaş olmuş aynı zamanda da seçmen olmuş. Suriyeli.

Şimdi şunu soruyoruz; bugün Sayın Bakan'ın bir açıklaması var, 78 kişi oldu da falan filan oldu da şu şu şu yasaya, şu şu şu maddeye göre oluyor. Biz de biliyoruz. Birincisi şunu soruyoruz; 78 kişi, 72 kişi, 1 kişi, 1000 kişi hiç fark etmez. Hangi yasal çerçeve içerisinde yurttaş yaptınız? Nasıl kimlik verdiniz? Nasıl seçmen yaptınız? Bununla ilgili bu saate kadar doyurucu bir bilgi almış değiliz. Umut ediyorum ki, önümüzdeki günlerde bunlarla ilgili bilgiler alacağız.

Daha çok özellikle dün kamuoyuyla paylaştıktan sonra Türkiye’nin dört bir yanından yurttaşlarımız aramaya başladı. Alt komşum Suriyeli, üst komşum Suriyeli demeye başladılar. Bugüne kadar hani diyorlar ya biz işte elektronik devlet olduk. 2005 yılında Sayın Başbakan açıklama yaptı. Yani elektronik devlet bundan sonra bütün işlemlerini internet yoluyla yani teknolojiyle yapacak. Bu da çok kolay.

Defalarca bizim bilgilerimizin dışında Sayın Başbakan'ın kendisi de televizyonda çok net bir şekilde ifade etti. Ne kadar olduğunu biz de bilmiyoruz. Düşünebiliyor musunuz? Bir ülkede binlerce yabancı uyruklu yurttaşlar olacak, bunun sayısını siz hükümet olarak bilmeyeceksiniz. Bunu kabul etmek mümkün değil.

Yine keza, İstanbul’da özellikle Fikirtepe Eğitim Mahallesi Dumlupınar’da çok ciddi bir kentsel dönüşüm sorunu yaşanıyor. Bundan dolayı bir gazeteci dostumuzla dolaşırken sağ tarafta İstanbul Belediyesi'nin park bahçelerinde çalışan insanları gördüm. Selam verdim. Selamı almadılar. Günaydın dedim. Ses yok. Nasılsın? Ses yok. Şaşırdım. Gittim, bu çocukların bir kısmı da 14-15 yaşlarında. Fark ettik ki bunların tamamı Afganistanlı. Afganistan’dan göç etmiş, gelmişler. Hiçbirisi Türkçe bilmiyor ve nerede çalışıyor? İstanbul Belediyesin'in gömlekleri var üstünde. Yani İstanbul Belediyesi'nin park bahçelerinde çalışıyor. Direkt belediyenin iştirakleri olmayabilir. Sonuç itibariyle belediyenin taşeronu olabilir ya da belediyenin iş vermiş olduğu firmaların biri olabilir.

Şimdi sıradan bir vatandaş bu suçu işlese cezası çok ağırdır. Yani kaçak işçi çalıştırırsa. Ama devletin bir kurumu buna aracılık yapıp, çalıştırıyorsa bunun önümüzdeki günlerde cezasının ne olduğunu ya da hangi gerekçelerle hangi yasal çerçevede bunları çalıştırdıklarını da göreceğiz.

Yani Türkiye’nin neresine giderseniz gidin bu manzaraları yaşıyorsunuz. Bu manzaraları önümüzdeki günlerde daha çok yaşayacağız gibi geliyor.

Bu birazda bizim Öteki Türkiye raporumuzla da bağdaşan bir… Ötekiyiz deyip gelip de iktidar olup, iktidar olduktan sonra ötekileştirenler için bu özellikle Öteki Türkiye söyledik. 2001 yılında kamuoyunun bilmesi gereken AKP’nin ilk kuruluşunda 3Y ile başlamışlardı. Yani iktidar olduklarında yolsuzlukları bitireceklerdi, iktidar olduklarında yasaksız bir Türkiye yaratacaklardı, iktidar olduklarında yoksulluğu bitireceklerdi taahhüdüyle bunlar kamuoyuna kendi programlarını açıklamışlardı.

Bugün yasaksız bir Türkiye yaratacağım diyenlerin Barış gibi bir sanatçı kardeşimize tahammül edemeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Yine altını çizerek ifade etmek istiyorum; özellikle son dönemlerde Ahmet Kaya’nın siyaset malzemesi oluşu. Zaman zaman AKP ve iktidar yetkililerinin timsah gözyaşlarını döktüklerini görüyoruz. Doğrusu Ahmet Kaya için ağlayıp ama aynı zamanda Mehmet Ali Alabora’nın idamını veren, onun linç emrini veren de bu Başbakan olduğunu hiçbirimizin unutmaması gerekiyor. Bunlar nasıl ki, Ahmet Kaya’ya o gün zülüm yapıldıysa kaldı ki o zulmü yapanlarda sivillerdi. Ama devletin, bir iktidarın yurttaşını hedef göstererek linç etmesini kabul etmek mümkün değildir. Mehmet Ali Alabora’ya ve Barış’a yapılan bu linçten dolayı da şiddetle kınıyorum.

Şunu söyleyebilirim, Türkiye’de birçok şey suç olmaktan çıktı. Yani yolsuzluk yapabilirsiniz, her türlü usulsüzlüğü yapabilirisiniz. Ama düşünmeyeceksiniz. Düşünmenin suç olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Maalesef Barış da, Mehmet Ali Alabora ya da gencecik altı tane kardeşimiz de bu uğurda hayatlarını kaybetmiş oldu.

Otoriter yapılar dünyanın her yerinde baktığınızda bu baskıcı şeyleri hep uygulamışlardır. Ama hiç merak etmesinler Türkiye’de Türk halkı çok sağduyuludur. Bunun üstesinden gelecektir. Yani otoriter bir yapıya teslim olmayacaktır.

Ahmet Çörtoğlu: Siz, anlatımınızın başında açıkça ifade ettiniz. TBMM’de bir yasama denetimi olan milletvekillerinin soru önergeleri hiç kaile alınmıyor, hiç önemsenmiyor ve muhatap kuruluşlar tarafından da değil de sorduğunuz bakan nereyi uygun görürse o kuruluşlar tarafından istedikleri gibi bir kısım karşılanıyor. Bir kısmına cevap veriliyor. Biraz önce anlattığınız Suriye ile ilgili yaklaşık olarak Türkiye’nin bir yıldır çok aktif olarak gündeminde olan Suriye ile ilgili ne gelişme yapıyor, halkın hiçbir bir bilgisi yok. Siz milletvekillerinde, Ana Muhalefet Partisi'nin de yasamayı sonuna kadar zorlamasına rağmen sağlıklı bir bilgi edinemiyorsunuz. Anladığım kadarıyla ben bundan sonra sormayacağım. Çünkü cevap gelmiyor diyorsunuz.
Gürsel Tekin: Size bir başka örnek, yani çok sayıda soru önergesi veren bir milletvekiliyim. Özellikle İstanbul, Ankara ve büyük kentlerde kamu adına yani devlet adına kiralanmış kaç tane yerimiz var ve bunların kiraları nedir diye sormuşum. Çok basit. Yani sıradan buradan Bayburtlu Cafer Amcaya ya da Ardahanlı Ahmet Abime sorduğumda kaç koyununuz var cümlesi gibi bu kadar basit bir sorunun cevabını alamadım.

Bir yurttaş olarak benim milletvekilliğimi bir tarafa bırakın, vergi ödeyen, vergi mükellefi olan bir yurttaş olarak şunu soruyorum; siz kamu adına, devlet adına kiralamış olduğunuz kaç tane bina var? Bu binaların kirası nedir? Bunun cevabını alamıyorsam benim soracağım soru önergelerinin hiçbir anlamının olmadığını da fark ettim. Onun için kamuoyuna sizlerle ve duyarlı medyayla paylaşmayı daha doğru ve avantajlı olarak kabul ediyorum.

Ahmet Çörtoğlu: Bir de bildiğim kadarıyla hiçbir dönemde olmadığı gibi keyfi olarak bir takım sorulara cevap vermiyorlar.
Gürsel Tekin: Ya da başka türlü işlerine geldiği gibi cevap veriyorlar. Yani somut değil işte böyle dolaylı yollarla cevap verilmiş gibi oluyor.

Bu binayı ne adına kiralamışsınız? Devlet adına kiralamışsınız. Bu kiraladığınız binanın kirasını soruyorum ve sahibini soruyorum. Yani bunun bir devlet sırrı olma şeyi olabilir mi?

Ahmet Çörtoğlu: Öteki Türkiye Raporu'nda eğer tabi bu son bir iki yıldır yaşananlarla birlikte Türkiye’nin neredeyse yarısının öteki olduğunu da düşünürsek yapılan uygulamalar, muameleler, polis şiddeti vs. daha öne çıkan neler var?
Gürsel Tekin: Önce şunu söyleyeyim; tabi ki dünyanın her yerinde medya, basın, iletişim araçların dediğimiz önemli bir güçtür ve hatta üçüncü, dördüncü kuvvet olarak sayılır. Ülkede yaşanan olayları aynı zamanda objektif olarak kamuoyuna duyurma gibi bir görevi var. Yani ayna göre mi yapar? Televizyonların görevi ayna görevidir.

Özellikle geçmiş yıllara baktığımızda bu olumsuzluklar sadece bu iktidar döneminde yaşanmıyor. Her dönem yaşanılmış ama bu döneme baktığımızda geçmiş dönemlerdeki yaşanan olayların tamamı gazetelere, televizyonlara yansıyor. Yani birinci sayfada olmasa bile ikinci ve üçüncü sayfada bu olayların tamamını görme şansımız var. Ama son yıllarda bunların hiçbirisini göremiyorsunuz.

Bakın iş cinayetlerinde yani iş kazası demiyorum çünkü iş cinayetine dönüştü. İş kazası, bir kez kaza yarasınız hepimizin insan olarak zaman zaman başına gelen olaylardır. Ondan sonra tedbirinizi alırsınız ikinci kaza olmaz.

842 kişi iş cinayetinde hayatını kaybetmiş dokuz ay süre içerisinde. Yani her ay 100 tane kardeşimiz iş cinayetinde hayatını kaybetmiştir. Dünya birincisiyiz şu anda. Her ne kadar Çin birinci gibi gözükse de Çin’in nüfus oranına göre elbette birinci değil tamamen baktığımızda sonuncu sıralara düşüyor.

Türkiye gibi bir ülkede eğer bu iş cinayetlerinde bine yakın insan iş cinayetinde hayatını kaybediyor. Bir toplumsal duyarlılık yoksa işte örgütsüz toplumun olduğundan kaynaklanıyor. Neden? Çünkü sendika yok. Yani gerçekten Türkiye’de sendikalar olsa bunu tahammül etmek mümkün değil.

Ahmet Çörtoğlu: Kadına Şiddetle Uluslararası Mücadele Gününde kadınların yürüyüşüne polis izin vermiyor. Kadınlar oldukça korkuyor aslında siyasi iktidar öyle değil mi?
Gürsel Tekin: Mesaj geldi biraz önce Mehmet Ali Alabora’nın bugün doğum günüymüş. Bu vesileyle Mehmet Ali’nin de doğum gününü kutlamak istiyorum.

Bu iktidar herkesten korkuyor. Hatta gölgesinden bile korkuyor. Elbette kadınlardan da korkacak.

Şimdi kadın manzarasına baktığımızda 168 tane kadın kardeşimiz ne yazık ki, şiddetten hayatını kaybetmiş. Sadece bunlar değil biraz önce dokuza yakın iş cinayetinde hayatını kaybeden insanlarımızın eşleri de şu anda bir ıstırap içinde. Örneğin, 11 tane gencecik kardeşimiz yanarak öldü biliyorsunuz bir çadırın altında.

Acaba bu ülkenin hükümeti, bakanı merak etti mi? Bunların aileleri ne durumda? Ayamama Deresi'ni hatırlarsınız. Ayamama Deresi'nde hani bugünlerde kadının sanki ekonomik özgürlüğü bitmişte siyasal özgürlüğünü konuşuyoruz. Türban meselesinin tartışıldığı bir dönemde 9 tane kız kardeşimiz tamamı türbanlıydı. Sadece 600 lira maaş almak için tekstil atölyelerine sabahın erkenin de gideceklerdi. Ne yazık ki, evlerine bedenleri döndü.

Erzurum’da hatırlarsanız beş tane TEDAŞ işçisi donarak öldü. Yani hepimizin gözünün önünde, televizyonların önünde donarak hayatını kaybetti ve TEDAŞ’ta çalışan bu işçi kardeşimizin evine TEDAŞ 38 TL elektrik parasını ödeyemediği için elektriğini kesti.

Böylesi bir ülkede yaşıyoruz. Maalesef onun için Öteki Türkiye demek zorunda kaldım. Keşke bugünkü iktidarın ötekileri gibi bunlarda şanslı olabilselerdi. Ötekilere baktığımızda ötekilerin bugün mal varlıklarının sıralamasında, dünya sıralamasında gerçekten hani siz ötekiydiniz? Hani çarıkla gelmiştiniz? Hani mazlumların haklarını savunacaktınız? Hani yoksulluğu bitirecektiniz? Hani yasaksız Türkiye yaratacaktınız?

İşte getirdiğiniz manzaraya bakın? Şu manzara yazın Adana’ya gittim, mevsimlik işçiler, kadınlarımız 35 TL, geçen yıl 40 lira alıyorlarmış bu yıl çok Suriyeli geldiği için Suriyeliler daha ucuz çalışıyor, ne yazık ki 35 TL’ye düşmüş. Sabahın dördünde kalkıyorlar, işe gidiyorlar akşam saat sekizde dönüyor. Burada bir ufak bir kız kardeşimiz kafasını eğmişti. Kafanı eğme dedim, kaldır kafanı. Okula gitmiyor musun dedim? Abi gidiyorum dedi. Nasıl gidiyorsun, bu gün iş günü? Abi annem felçli, bir gün okula gidiyorum bir günde tarlaya gidiyorum. Sen kafanı kaldır. Sen utanma. Seni bu duruma getirenler utansın dedim.

Yine öyle manzaralar var ki, gerçekten yüreğim paramparça oluyor. 13-14 yaşında çocuklar bir minibüsün içinde gece sabah beş. Açtım minibüsü, nereye gidiyorsunuz? Çalışmaya, tarlaya gidiyoruz. Hani bu ülkenin 4+4+4’çüleri. Yani nereden başlayacağım? Hangisini konuşacağım doğrusu merak ediyorum ve bunun en önemlisi, en dramatik tabi şiddetin ötesinde ortalama Türkiye’de her ay 10’un üstünde kadınımız intihar ediyor. Yani ekonominin bu kadar geliştiği bir yerde bu intiharların ne olduğunu özellikle Sayın Fatma Şahin herhalde bu konuda bir cevap verecektir diye düşünüyorum. Ben bir kısım bilgileri, bizim bilgilerimizin dışında da devlerin kurumu olan TÜİK’ten aldığımız verilerdir.

Ahmet Çörtoğlu: Türkiye bu kitapta ve diğer CHP yayınlarında 11 yıllık AKP iktidarının getirdiği olumsuzlukları tek tek kamuoyunun önüne sermeye çalışıyorsunuz. Önümüzde 3 tane seçim var. 2015’in Temmuz ayında Haziran ayına kadar sürecek bir süreçte üç seçim.  Ne yapıyoruz? Ne yapmalıyız? Ana Muhalefet Partisi olarak, CHP olarak parti ne yapıyor?
CHP olarak ben uzun süredir partinin her kademelerinde görev yapan bir siyasetçiyim. 2011’den sonra yani seçimden hemen sonra sadece Sayın Genel Başkanımız bizler değil milletvekillerimizin tamamı, Parti Meclisi üyelerimiz partinin çeşitli kademelerinde görev yapan bütün arkadaşlarımız hayatının hiçbir alanında çalışmadığı kadar çalıştı. Buna emin olabilirsiniz.

Bu kitabı hazırlarken 76 il dolaşarak hazırladım. Birçok arkadaşlarımız çalışıyor. Ama sadece bakın özellikle bizi dinleyen yurttaşlara buradan seslenmek istiyorum; bu sorunun sadece CHP’nin sırtına yüklerseniz bizim sonucu almamız mümkün değil. Çünkü önümüzde bir siyasi parti değil aynı zamanda bir devletle mücadele ediyoruz. Bundan sonraki süreç bir devletle bakın vergi dairesi, seçim kurulu, yüksek seçimi, kaymakam, valiler görüyorsunuz işte valilerin durumunu görüyorsunuz.

Hemen hemen kamunun bütün olanakları iktidarın lehine çalışıyor. Devletin en önemli kurumları istihbarat birimleri, polisler dahil olmak üzere iktidarın emrinde çalışıyor. Milletvekiliyim, milletvekili olarak ben Taksim Gezi Parkı'nda 18 gün, 20 gün arkadaşlarımla gaz yediysem yurttaşımızın başına gelen muameleleri hepimizin düşünmesi gerekiyor.

Burada sadece bu sorumluluk bizim değil. Aynı zamanda sivil toplum örgütleri çok soran var yani. Efendim, 80 öncesi CHP daha hareketliydi niye böyle oldu? 80 öncesi nüfusumuz 44 milyon. Evren’in deyimiyle, Evren’in kendi tespitiyle 8 milyon örgütlü toplum var. Toplumun dörtte biri örgütlü. Neden bunu konuşuyoruz? Yani güçlü sendikalar olsa iş cinayetinde 9 ay içerisinde bine yakın insan hayatını kaybeder mi?

Daha dün iki gün önce öğretmenler günüydü. Hiç unutmam bir öğretmen sürgün edildi diye bütün okullar boykot etti. TOBDER vardı. Örgütlü bir yapı vardı. Şimdi düşünün 36 tane atanamayan gencecik kardeşimiz intihar etti. TOBDER olsaydı bunların tamamı yaşardı. Şimdi polis kardeşlerimiz hani bize, yurttaşlara, kardeşlerinize, annelerinize, babalarınıza gaz sıkan polislere söylüyorum. Bütün geçmiş yıllara bakın, maalesef üzülerek ifade ediyorum bütün iktidarların en çok kirlettiği alan polis teşkilatıdır. Kullanmıştır, sırt üstü bırakmıştır, kimi şu anda cezaevinde yatıyor, kimi kafayı yemiş hastanelerde yatıyor, kimi başka yerlere gitti.

Kısacası şuraya gelmek istiyorum; demokrasilerde örgütlü toplum koşulsuz olmalı, hele sol parti, sosyal demokrat partiyseniz sizin beslenebileceğiniz kaynak burası.

Maalesef 12 Eylül bütün bu damarlarımızı kesti. Şimdi biz bu iletişimi, bu örgütlülüğü yeninden ayağa kaldırmak istiyoruz. İnşallah iktidar olduğumuzda birinci önceliğimiz Türkiye’de örgütlü toplum yaratmaktır. Eğer bir toplumda hak arama geleneğini yaratamazsanız orada demokrasiyi güçlendiremezsiniz. Özgürlüklerden bahsedemezsiniz.

Çok meşru bir durum. Bakın kadınlarımız, en doğal insani haklarını kullanıyorlar. Hemcinslerine yapılan şiddet, yapılan muameleden dolayı bir ufacık protestoya bile tahammül edemiyorsa bizim elbette CHP olarak elimizden gelen her türlü şeyleri kullanacağız. Ama bunu sadece bize yüklemek doğru değildir. Bütün sivil toplum örgütleri bu iktidarın ceberutunda,  bu ülkenin demokrasisini, özgürlüğünü ayakta tutmak için mutlak bir birliktelik oluşturmak zorundayız. Herkes siyasete katkı sunmak zorunda.

Bu niye oldu? Bu niye oluyor? Yani bizi şu anda dinleyen sağcısı, solcusu, AKP’lisi fark etmez BDP’lisi, MHP’lisi yani bu ötekilere baktığımızda bu ötekilerin önemli kısmı ne yazık ki, bu iktidara oy veren yani bölge bölge baktığınızda Adıyaman’a gittim, yazın Adıyaman’dan Giresun’a sadece 30 Lira fındık toplamak için 30 Lira yevmiye alacağım diye kamyonun üstünde gidip yolda kaza yapan 16 tane kadınımız hayatını kaybetti. Kimdi bunlar, kime oy veriyorlar? AKP’ye oy veriyorlar. Ne yazık ki, kendi mezarımızı kendimiz kazıyoruz.

Bütün bunlar niye oluyor? Eğer bu yolsuzlukların hesabını soramazsanız yurttaşlarımız zannediyor ki, ben vergi ödemiyorum. Bakın işte önümüzdeki ay bütçeyi konuşacağız. Yani Türkiye’de yurttaşlarımızın ödemiş olduğu vergilerin harcamalarını konuşacağız. Sayıştay’ın falan hepsi by-pass edildi. Nesini konuşacağız? Benim ödemiş olduğum vergi, 76 milyon yurttaş vergi ödüyor. 76 milyon yurttaşımızın tamamı vergi mükellefidir. Hatta daha ileri gidiyorum, zenginler vergi mükellefi değildir. Niçin vergi mükellefi değildir? Zengin harcadığı bütün paraların iadesini alıyor. Ama yoksulun, emeklinin, işçinin, taşeron işçisinin bu şansı, bu olanakları yok. Bizim ödemiş olduğumuz vergilerin hesabını soramıyorsak o ülkede huzur, o ülkede demokrasi, o ülkede özgürlüklerden bahsetmek mümkün değil.

Gelin mademki çok şeffaf bir iktidarsınız, işte bütçeyi konuşacağız. Bütçenin tamamını konuşalım. Maalesef Türkiye’de şu anda bütün cumhuriyet dönemlerine baktığımızda 90 yıllık süreçte 80’e kadar şunu söyleyeyim, ne sağında ne solunda yolsuzluk konuşulmazdı bile. En ufak bir şeyde müthiş bir tartışma olurdu. Bir arlanma vardı. Bir utangaçlık vardı. Şimdi maalesef yolsuzluk yapanları biz ödüllendiriyoruz. Tam tersine yurttaş olarak da alkışlıyoruz.

O zaman sokakta emekli amca bana soruyor, bizim durumumuz ne olacak? Amcacım senin durumun iyi olmaz. Eğer bunlardan hesap sormazsanız bu yolsuzluklardan, bu arsızlıklardan hesap sormazsanız şeffaf iktidar olmazsa ödemiş olduğunuz vergilerin hesabını soramazsanız maalesef bu çileyi çok çekeceksiniz.

Biz CHP olarak önümüzdeki dönemde biliyorsunuz bir yerel seçim var. İlk kez bir belediye seçimi bu kadar önem kazanmış. Aynı zamanda klasik bir belediye seçimi değil, bir referanduma dönüşecek. Ya demokrasiyi tercih edeceğiz ya özgürlüğü tercih edeceğiz ya da otoriter bir sistemi tercih edeceğiz. Sadece klasik belediye başkanlarını seçmeyeceğiz. İnanıyorum ki, sokakta olan bir siyasetçi olarak söylüyorum; öyle kamuoyu yoklamalarına falan inanmayın. Kamuoyu yoklamalarının önemli kısmı burada sizin aracılığınızla da çağrı yapıyorum; yürekleri varsa karşımıza çıksınlar. Çünkü tamamı kamudan besleniyorlar. Yani bakanlıklarla belediyelerde trilyonlarca iş yapacaksınız sonra döneceksiniz bana, ben araştırma şirketiyim diyeceksiniz bu da hiç kimseyi inandırabilecek bir şey değildir.

Ben tablonun bu durumda olmadığını, Sayın Başbakan'ın ifade ettiği gibi biz yüzde 50’yiz falan filan kesinlikle böyle bir şey söz konusu değildir. Yapılan araştırmalar özellikle yabancı bir şirketin yapmış olduğu araştırmalara baktığımızda AKP’nin şu andaki oyları yüzde 35 ile yüzde 38 arasındadır.

Ahmet Çörtoğlu: Basına yoğun bir şekilde yansıyan açıklamanızda şey diyorsunuz; AKP ile CHP’nin çekişmeli olan yerlerde özellikle Suriye’den gelen mültecilerin vatandaş yapıldıktan sonra seçmen listelerinin içine sokuldu. Bu konuda bir girişiminiz…
Gürsel Tekin: Şimdi özellikle beş ana ile baktığımızda yoğunluk olarak İstanbul’da yoğunlaştı. Yine Mersin, Adana ve İzmir… Buralara baktığımızda çok sayıda Suriyeli vatandaşlarımızın gelmesinin temel sebebini anlayabilmiş değiliz. Bizim bildiğimiz işte Birleşmiş Milletler'de olduğu gibi mülteci kamplarında ve bunların çok insani koşullarda yaşayabileceği bir alan içinde yaşayacaktı.

Şimdi görüyoruz ki, Türkiye’nin dört bir tarafında yayılmış. Defalarca da sorduk, şimdi bunu bir tanesi varsa herhalde binlercesi de vardır diye tereddütlerimiz var. Önümüzdeki günlerde göreceğiz. Yani hangi koşullarda neyi gerektiriyordu? Bunun vatandaş olmasını gerektiren hangi yasal zemin var? Doğrusu onu bilmiyorum.

Bunlar seçmen olmuş aynı zamanda. Yani Akdeniz ilçesine baktığımızda onu özellikle seçim kurulu sayfasına girdik ve CHP’nin Yüksek Seçim Kurulunun yaptığı gibi vermiş olduğu çok önemli de bir hizmet var. Kimlik bilginizi girdiğinizde vatandaş olup seçmen olup olmadığınızı görüyorsunuz. Sizin hanenizde, sizin dışınızda da seçmenin olup olmadığını da…

Ahmet Çörtoğlu: Seçmen listeleri haneye göre değil, isme ya da soyada göre yapılıyor yani sizden sonra gelen sizin alt komşunuz değil, üst komşunuz değil tamamen ilgisiz birisi olabiliyor.
Gürsel Tekin: En dramı, Afganlı işçilerin yaşları tutmuyor. Yani 14-15 yaşında bunlar vatandaş oldu mu olmadı mı doğrusu bilmiyoruz, vatandaş olmuş olsa da 14 yaşında 15 yaşında çalışma yaşamında olabilir mi olmaz mı? Aslında bu fotoğrafları Türkiye coğrafyasını gezdiğimizde benzer çok fotoğrafları da görüyorsunuz. Bizim Öteki Türkiye Raporu'na baktığımızda kendi yurttaşlarımızın dramı yeterince var. Bir de üstüne üstlük hangi gerekçelerle ne olduysa yanı başımızda bir ülkeyi paramparça yapıp 2 milyon yurttaşımızın sefalet içinde yaşamasına ne yazık ki Türkiye ön ayak oldu. Türkiye bunun bedelini de çok ağır ödüyor.

Ahmet Çörtoğlu: Orada da bir de Suriye’de bir takım politikalar özellikle Başbakan tek başına bir takım politikalar belirledi. Siyaset uyguladı ama uluslararası arenada da tamamen de ters tepti. Şimdi Kuzey Suriye’de yani bizim güneyimizde farklı bir oluşum var. İstemediğimiz gibi El Kaide orada. PYD orada ve Türkiye’nin kontrolünden tamamen de iş çıktı. Türkiye artık hiçbir yerde söz sahibi de değil.
Gürsel Tekin: Biri sınava giriyor, sınavda bütün soruları biliyor, sonra kaybediyorlar. Diyor ki ya nereden nasıl oldu da biz kaybettik? Ulan diyor herhalde köprüye koprü dedik ya koprüden kaybettik.

Şimdi ne olduysa Türkiye’nin başına gelen de Davos’ta oldu. One minute hikayesi var ya. One minute başımıza bu olayları getirdi. Hatırlayın, one minute’ten hemen sonra Sayın Başbakanı piar etmek için Ortadoğu’da gezdirdiler. Hatta reklam şirketleri 15 gün önce gidiyordu, billboardlar, megaboardlar, dünya lideri geldi, o geldi bu geldi, şatafat, a ne güzel. Hoşumuza da gider, yani Türkiye Cumhuriyeti adına bundan çok rahatsız da olmadık. O devasa dünya lideri Ortadoğu coğrafyasının öncüsü öyle bir hale geldi ki, şimdi Ortadoğu coğrafyasının hiçbir yerine giremiyoruz.

Hatırlayın iki ay, üç ay önce sadece iktidar yetkilileri değil basınıyla, medyasıyla koro halinde Mısır’dı da Mısır’dı. Sabahtan akşama Mısır. Şimdi Mısır’ın M’sini ağızlarına alabiliyorlar mı? Ben mesela soruyorum, her gün Mısır’ı konuşuyordunuz. Ne oldu da kardeşim, ey köşe yazarları gazeteler, televizyonlar, yazar çizerler, o yüksek siyaset uzmanları televizyonlara çıktığınızda Mısır’da Mısır. Ne oldu Mısır’a? Mısır’da acaba yani darbeciler mi gitti bizim haberimiz olmadan? Niye? Ağzınızı keseceksiniz.

Mısır’a ana muhalefetin ziyaretine bile tahammül edemediler. CHP niye orada? CHP, öngörüsü olan bir siyasi partidir. CHP, dış politikanın ne olduğunu bilir. CHP, Türkiye Cumhuriyeti kuran bir siyasi partidir. CHP, Mısır’a gitti. CHP, Suriye’ye gitti. CHP, Irak’a gitti. Hani Irak’a siz gitmeyecektiniz? Hani Irak’a biz gidişimizi şiddetli bir şekilde eleştiriyordunuz. Niye gitti senin bakanın? Öyle bir mahcubiyet içindeler ki, Dış İşleri Bakanı Irak’a gitti geldi gazeteleri, televizyonları ufak gördü. Millet demez mi, düne kadar siz böyle diyorsunuz, şimdi ne oldu diye?

Şimdi önümüzdeki günlerde büyük olasılıkla ya Irak Başbakanı gelecek ya da Başbakan oraya gidecek. Doğrusu da bu. Ama niye yani CHP’nin dediği politikaları bir gözden geçirseniz. Suriye meselesinde de öyleydi. Şimdi Suriye meselesini de konuşmuyorlar.

Yani kısacası, o köprü işi bunlarında başına geldi. Dış politika one minute’le olacak işler değildir. Sonuç itibariyle öyle bir noktaya gelirsiniz ki, işte Mısır’ın M’sini konuşturmazlar, sizin uçağınız Irak’a ineyim derken Kayseri’de inmeye başlar. Dış politika iç politikaya malzeme olmayacak kadar kıymetli bir iştir. İktidarda aklını başını alsın. Nihayet CHP’nin Ortadoğu politikasının dediği noktaya gelmek durumdalar.

Ahmet Çörtoğlu: Emniyet Geziyle ilgili bir rapor hazırlamış. Gezi olaylarına katılanları ve hakkında özellikle soruşturmaya tabi tutulan insanlarla ilgili.
Gürsel Tekin: Gezi Parkı'nda da gördüm, kadınlar yürekliydi. Özellikle anneler, tabi annelik bir başka bir şeydir. Çocukları ısrarla gideceğiz deyince anneler o zaman biz de geliyoruz dedi. Bütün anneler Gezi Parkı'nın önemli figürleriydi.

Ne raporu hazırlarlarsa hazırlasınlar hiç önemli değil. Raporlar filan kimse sindirmeleri mümkün değil. Rapor hazırlayacaklarsa başta Sayın Kılıçdaroğlu’na ve bize hazırlasınlar.

Ahmet Çörtoğlu: İçişleri Bakanlığı Emniyet Müdürlüğü bir rapor hazırlandığında bu raporda Başbakanı inkar ediyorlar. Başbakan'ın söylediklerinin hepsinin aykırı tespitlerde bulunmuşlar. Sürekli olarak terör, terör örgütlerinin kisvesi altında, uzantısıydı diyorlar bunlar. Kendi resmi tespitleri yüzde 5’inden azının terör örgütleriyle ilgisi olduğunu söylüyor. Bir eğitim durumu çizelgesi çıkmış, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite öğrencisi, üniversite ve 40 ya üstü diye. Haklarında soruşturma yapılan kişileri tahlil etmişler, 5 bin küsur gözaltından 189 tutukluluk olmuş ki rapor hazırlandıktan sonra bu 189’unda yaklaşık 160 filan tahliye oldu. Ciddi bir analiz yapmışlar.
Gürsel Tekin: Belli ki emniyette de ciddi bir çalışma var. Bizim bu raporu da talep ettiler emniyet özellikle insan hakları şubesi kendilerine gönderdim. İnşallah emniyetle ilgili bizim eleştirilerimiz var ya da emniyetinde çok ciddi ihtiyacı var. Biliyorsunuz çok sayıda polis kardeşimiz intihar etti. Keşke emniyet biraz da bu konuda bir rapor hazırlasa. Kendi mensupları neden intihar etti? İnşallah Gezi Parkı'na hazırlamış bir raporun bir benzerini de çalışma arkadaşları için hazırlarlar.

Ahmet Çörtoğlu: O çadırda yananlarla, minibüsün arkasında boğularak ölenlerle ilgili yasal takibat, işlem, dava var mı?
Gürsel Tekin: Var. Çok dramatik. Maalesef bu ülkede yaşadığıma da utanıyorum. Türk hukukundan da utanıyorum. Kusuruma bakmayın. Şimdi bu beş tane kardeşimiz -38 derece, bakın altını çizerek söylüyorum. -38 derecede belli ki, amirleri talimat vermiş ve bir kısım çocuklarda evinden geliyor. Bu talimat doğrultusunda gidiyor ve bir daha da dönemiyor.

Bilirkişi raporu biliyorsunuz özellikle işgüzar bilirkişiler var. Vicdanı da yok. Yani vicdanları vicdanlarıyla cüzdanları arasına sıkışmış insanların hazırlamış olduğu raporlarda ve o raporların sonucu hakimlerin, savcıların vermiş olduğu karar, beş tane kardeşimizi kusurlu buldular. Gözünüz aydın. Yani kendi kusuru şu; kendi inisiyatiflerine gitti. İnsaf edin Allah aşkına bir hakim olsun, savcı olun insan olarak hukuku bir tarafa bırakalım. Yani beş tane insan -38 derecede kendi inisiyatifiyle tatile mi gidiyor be kardeşim? Bu nasıl bir karardır?

Çok ayrı bir şey. Türkiye’de bir başka önemli suç işleniyor. Bu çadırda yanan kardeşlerimizin hiçbirisinin SSK’sı yoktu. Kaldı ki, bugün Türkiye’de 2 milyon köleleştirilmiş işçi var. Taşeron işçi aynı zamanda köleleştirilmiş işçi demektir. Hiçbir sosyal güvenceniz yok. Yani o 11 tane kardeşimiz gibi benzer bu iş cinayetlerinde hayatını kaybeden insanlara bakın tamamı böyle. Hiçbirinin sosyal güvencesi yok. Hiçbiri sendikalı değil.

Şimdi böyle bir tablo da yarın benzer oluşabilecek olaylarda maalesef daha bu dramatik şeyleri yaşayacağız. Bu 11 tane kardeşimizle ilgili bir gece yarısı yani ölümlerden hemen sonra ertesi gün SSK’larını geçiyorlar. Yani bir ülkede hukuk olsa onu yapan büyük bir suçtur, asgari düzeyde cezaevinde olması gerekiyor. Ama siz iş dünyasındaysanız, iktidara yakınsanız, hele iktidar firmalarıysanız her türlü suçu işleyebilirsiniz. Ne önemi var 11 kişi ölmüş. 11 kişi daha ölsün.

Ahmet Çörtoğlu: İstanbul’da da çok yoğun olarak devam ediyor. Anadolu Hisarı civarında bir çatının değiştirip, değiştirilmediğini hava fotoğraflarıyla belirliyorlar, akşam belirlediklerine sabah işlem başlatıyorlar. Ama karşıya gelin, bir duvar ördüler Çin setti gibi. Yüzbinlerce, milyonlarca metre kare yüksek inşaatlar yaptılar. Yazık değil mi?
Gürsel Tekin: Ben iki yıl önce TBMM’de İstanbul’a bir rant haritası açıkladım. Özellikle İstanbul’a açıkladım, sadece İstanbul değil hemen hemen Türkiye’deki bütün bu siyasetin kirlilik alanları belediyeler olmuştur. Yani denetlemeyen, hesap sorulamayan, hesap verilemeyen bir yönetsel anlayışın getirmiş olduğu sonuçlar.

Bu hesaplarımızda burada tane tane yazmışım, yani böyle bir afaki şey değil. Biz hep belgeli, bilgili konuşuruz. Hangi firmalar ve ne idi ne oldu bütün bunları kamuoyuyla paylaştım. Bizim hesaplarımıza göre 150 milyarın üstünde ama daha mütevazi davranılarak yani emlak değerlerini düşürerek 100 milyar dolar rant tespit ettik. Bu 100 milyar doların kimlere tahsis edildiğini, nasıl ranta çevrildiğini, kamu arazilerinin kimlere peşkeş çekildiğini not halinde Sayın Başbakanın kendisine de gönderdim. Özellikle Sayın Başbakan'a göndermemin bir nedeni Başbakan eski belediye başkanıdır. Bilir, yani 200 binlik binanın önünü aldığında kendi dönemindeki bütün bu planın üstündeki değişiklikleri görebilir, bugünkü değişiklikleri görebilir.

Bunu incelemiş ki, dayanamadı sonuçta birkaç yerde basına açıklamada bulundu. Bir; özellikle tarihi yarımadadaki o siluetin bozulmasıyla ilgili. 'Ben talimat verdim, burayı tıraşlayın, tıraşlamadı. Ben de küstüm.' dedi. Sayın Başbakan kerametin bu kadar yüksek, istediğin şeyi yaptırıyorsun, bu kadar kerameti yüksek bir Başbakan bu 8 kata, 6 katı tıraşlayın diyor, yapılmıyorsa bunun arkasında bir neden var. Arkasına da baktık. Arkasında ne var? Hatta bununla ilgili benim bu açıklamalarımdan dolayı çok ağırda bir açıklama yaptı. İşte sicili bozuk falan dedi. Çok şükür baktım, sicilimde temiz, sütüm de tertemiz, Allah Allah acaba bilmediğim bir şey mi oldu diye? Gittim sicilimi de çıkardım. Rahmetlik anneme de babama da sordum. Belde de bilirler, sütümüz de tertemiz.

Sizinkilere bakayım dedim, bir baktım gördüm ki, dedim ki, çocuklarınıza bakın dedim. O çocuğum diye anlamış tabi. Onun üzerine bir feryat etti çocuklarıma dokunmayacaksınız. Baktım ki, bu vatandaş AKP’ye bir il binası yapmış. Hatta bunun üzerine tartışma bir gazeteci yazdı. Yani kendisine de saygı duyduğum bir gazeteciydi. O yazıdan sonra kendisini de aradım. Size saygı duymayacağımı ifade etmek istiyorum. Neden dedi? Efendim, dedi yapmış, kiraya vermiş. Ne güzel ya dedim. O işadamına söyleyin Allah razı olsun bir tane bize, bir tane MHP’ye, bir tane de BDP’ye yapsın. Bizde kiraya verelim. Niye veriyor bunu? Bir baktım ki, daha başka planlarda var.

İki; efendim, dedi altı emsal, sekiz emsal kabul edilmez dedi. Doğru. Daha geçen gün yani Başbakan bunu altı ay önce söyledi. 20 gün önce sözüm ona kentsel dönüşüm, bir rantsal dönüşüm mimarlığı var. Bunun bakanlığı var. Bunu 15 emsal verdi daha bir ay önce, 20 gün önce Gaziosmanpaşa’da 15 emsal imar planı yaptı.

Yani kısacası; eğer bu ülkede namuslu insanlar hani İsmet Paşa’nın deyimiyle namussuzlar kadar cesur olmazsa… Ben niye emekli maaşı alamıyorum? Ben niye bilmem nereden çalıştım? Ben taşeron işçisiyim deme hakkınız yok. Namuslu olacaksınız, geleceksiniz ve bu kirliliğin hesabını soracaksınız. Bu kirliliğin hesabını sormadığınız sürece daha maalesef daha çok kirlenecek, Türk siyaseti çok kirlendi üzülerek ifade ediyorum. Türk siyasetinin birinci önceliği bu kirlilikten kurtulmaktır, hesap verebilir hale gelmektir. İnşallah CHP’de iktidar olursak, İstanbul’da iktidar olursak hesap verebilir, arınmış yurttaşla kafasında en ufak bir soru işareti yaratmayacak bir yönetsel anlayışı da hayata geçireceğiz.

Ahmet Çörtoğlu: Benim bildiğim kadarıyla 1994 yılından beri İstanbul’u bunlar yönetiyor.
Gürsel Tekin: 20 yıl. Daha dramatik şeyler var. Zamanımız olsa tek tek aslında bir gün inşallah eğer uygun olursanız sadece İstanbul’un bu rant haritasını tane tane anlatmak istiyorum. Ama bana iki saat lazım. Yani organize yolsuzlukların nasıl olduğunu çok somut bir şekilde yurttaşlarımızın da anlayabileceği şekilde yapmak istiyorum.

Bir başka yeni yapılan bir plan tadili, onu da paylaşmak istiyorum zamanımız varsa. İşte çok tartışılan Çamlıca’da cami. Şimdi bir kere nereye caminin olup olmayacağını Diyanet İşleri karar verir. Siyasetçiler karar vermez. Bu çok ayıptır. Diyanet İşlerinin suskun, gelinlik kız gibi oturmasını anlamış değilim. Kardeşim, siz çıkacaksınız katrilyonluk bütçe yönetiyorsunuz, nereye caminin ihtiyaç olup olmadığına siz karar vereceksiniz. Başbakan değil. Cami deyince kardeşim herkesin eli ayağı tutuldu. Bizimkiler dahil. Buraya cami yaparsanız inançlı insanlara da hakaret etmiş olursunuz. Çünkü oraya ulaşımın gitmesi mümkün değil. VIP cami yapacaksanız, sosyete camisi yapacaksanız o başka bir şey.

Bu cami tartışmasından dolayı kimse ses çıkaramayınca hemen yanında 54 dönüm, uzun süredir sit alanı olan hiçbir iktidarın cesaret edemediği kendi iktidarlarını bakın başvuru yapılmış, yani oradaki arsa sahibi ilçe belediyesine başvuru yapmış reddetmiş. Büyükşehire başvuru yapmış reddetmiş. Kültür Bakanlığına başvurmuş reddetmiş en son arsa sahibi yargıya gitmiş, yargıda reddetmiş.

Bütün bu kendilerinin almış olduğu kararları bir tarafa bırakıyorsun, bir gece yarısı adına Çevre ve Şehircilik ve o çevreyi niye oraya koydular şaşırmışım yani çevreye bu kadar aykırı bir bakanlık olabilir mi? Çevre Bakanı o yeşili kaldırdılar ve imara açtılar. Önümüzdeki günlerde sadece cami değil caminin yanında rezidans hatta sosyete otelleri de yapılacaktır. Onu da bu kısa şey içerisinde anlatayım. Ama bana uzun bir süre verirseniz iki saatimizi alacak. Organize yolsuzluğun, beton lobisinin, imar çetesinin bütün arka yüzünü açıklamak istiyorum.

Ahmet Çörtoğlu: Anayasa Mahkemesi Başkanı hafta sonu bir açıklama yaptı. Nikah vadiyle kandırılmış gibi hissediyorum kendimi dedi. Bilginiz var mı?
Gürsel Tekin: Dün okudum. Yani bir internet sitesinde okudum. Böyle bir arka planda özellikle devletin kurumları arasında ciddi bir sıkıntı oluşmaya başladı. Anayasa Mahkemesinde, yargıda, poliste, MİT’te. Nereye gidiyoruz? Onu önümüzdeki günlerde hep beraber göreceğiz.

Şimdi herkes dershaneyle meşgul ama olayın arka perdesini hep beraber göreceğiz.

Ahmet Çörtoğlu: Çok teşekkür ediyoruz.

    Pazartesi, 25 Kasım 2013 11:17

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica