"Bu güzergah İstanbul'un akciğeridir"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, 19 Temmuz 2013 tarihinde Flash Tv ‘nin canlı yayınında güncel olayları değerlendirdi.

 

Yalçın Çakır: Gürsel Bey hoş geldiniz.
Gürsel Tekin:
Hoş bulduk. İyi yayınlar diliyorum.

Hiç uyumuyor musunuz?
Elbette uyuyorum. Uyumaz olur muyum? Şimdi üçüncü köprü olunca, üçüncü köprüyle ilgili Türkiye kamuoyuna ilk duyuran siyasetçiyim. Hatırlarsanız 2008’in sonunda 2009’un başlarında ben üçüncü köprü yapılacak ve üçüncü köprünün güzergahının da bu olduğunu, Garipçe’de olduğunu ifade etmiştim. Sayın Başbakan çıktı yalanladı. Ama şimdi yalan olmadığı ve üçüncü köprü neredeyse çalışmaya başlayacak duruma geldi.

Dün bir televizyonla yayın yapacaktık ve aldığım ihbar üzerine yol güzergahındaki kesimler değil, aynı zamanda ranta açılan planları tespit ettim. Önümüzdeki günlerde hava haritasıyla yani bir helikopterle çekmemiz gerekiyor.

Şimdi burası İstanbul. Yani şurası yerleşik alanları gördüğünüz yerler. Bu kısımlar bizim bugün üçüncü köprü tartışmasını yapmış olduğumuz güzergahtır. Yani 160-170 km’lik güzergahtan bahsediyorum. Bu güzergah benim değil Sayın Topbaş’ın kendisinin bilim insanlarına hazırlatmış olduğu bir rapora baktığımızda şu Topbaş’ın imzasıyla çıkmış. Burada der ki bu raporu yazanlar, bu güzergah İstanbul’un akciğeridir, İstanbul’un su havzalarıdır, İstanbul’un ekolojik dengesidir burada yapılaşmanın olması mümkün değil der.

Bunu ben söylemiyorum. Şimdi Sayın Başbakan orada söylüyor ya, efendim işte nereden geçecekler? Sayın Başbakan dünyanın her yerinde binlerce ulaşım alternatifleri var. Siz bilmiyorsanız bilen 3-5 tane bilim insanlarına sorarsınız ne olduğunu size öğretirler. Yani dünyada köprüsüz ulaşım olmuyor mu? Onu sürekli vurguluyor.

İki; önümüzdeki günlerde bir başka rezaleti kamuoyuyla paylamak istiyorum. Birinci ve ikinci köprü yapılaşması ya da projeleri başlandığında bu tartışma yine devam etmiştir ve bu tartışmaya itiraz edenler o günkü bilim insanları şunu söylemişler; evet birinci köprü ya da ikinci köprü olabilir, birinci köprü ve ikinci köprü güzergahındaki yapılaşmanın olmaması gerekiyor ve buraların sit alanı olması gerekiyor.

Şimdi ilk yapıldıklarında göreceksiniz ki yemyeşil. Şu anda birinci köprü ya da ikinci köprünün güzergahında yeşillik var mı? Bırakın oradaki özel mülkiyetleri kamu alanlarını bin bir film işlerle imara açtılar, bunun bir tanesi de birinci köprünün hemen ayağıdır. Geçtiğinizde göreceksiniz, villalar yapılmış. Yine Sayın Başbakana yakın bir firma tarafından. Neresi kaldı? Bir gitti, iki gitti, üç gitti şimdi üçüncü İstanbul’un akciğeri. Şimdi burayı da kaldırdığımızda ne kalacak Allah aşkına?

Şimdi Boğaz Yasası hikayesi de konuşulur. Bu yasalar ne garipse Türkiye’de fukaraya işler. Hiç zengine yasa işlemez. Bunu herkesin bilmesi gerekir. Niye bunu söylüyorum? Önümüzdeki günlerde İstanbul’un rant haritasına açıkladığımda o boğazdaki yalıların, o boğazdaki bütün zenginlerin kaçak yapılaşmalarını hepsi görürsünüz. Ama burada gariban bir vatandaş taş üstüne taş koysun hemen kafasına yıkarlar. Şu anda kentsel dönüşüm yasada binlerce insan önümüzdeki günlerde mağdur olacak.

Bu İstanbul’un ilk yerleşikleri kimlerdir biliyor musunuz? Roman yurttaşlarımızdır.  Bugün bu İstanbul’u yönetenlerin tamamı, 39 belediye başkanı, 40. Büyükşehir Belediye Başkanı bütünün tarihçesine bakın, İstanbul’un tarihçesi 40 yıldır. Ama 300 yıl önce gelip burada ta Osmanlı döneminde oturan bu Roman yurttaşlarımızın mülkiyetini gasp etmek için her türlü rezillik yapılmış.

Siz son zamanlarda çok aktif ve koşturuyorsunuz. Tabi bunda Gezi Parkının da çok önemli etkisi oldu. Yani Gezi Parkındaki eylemlerde sizde ön plandaydınız. Ben bizzat tanık oldum işte o Mehmet Ali Alabora filan beraber Divan Otelinin önünde parktan insanlar kovulup, gazla, baskıyla ve tazyikli suyla ve şiddetle dışarı atıldığı zaman siz böyle bir geçtiniz Divan Otelin önünden, Ceylan Otelin yanından yukarı çıktınız ve ardından da bizde peşinizdeydik. Gaz bombaları patlamaya başladı. Sizin orada Sayın Kılıçdaroğlu’yla bir telefon konuşmanız oldu. Durumu aktardınız orada.
Gezide çok ön planda oldunuz. Şimdi işte bu İstanbul’un imara açılması gereken alanlarıyla ilgili yaptığınız çalışmalar ortada. Dün işte Kadıköy’deki yürüyüş içindeydiniz. Sadece bunlar değil saydıklarımız.

Herkesin merak ettiği bir soru var…

Türkiye’nin 75 ilini dolaştım. Hangi şehirlerde insan pazarı varsa onu bilirim. Elimle koymuş gibi bilirim. Sabahın saat 4’ünde, 5’inde amele pazarlarına giderim. Bütün bunlar çalışmalarımızın birer parçası.

Sorumu sorabilir miyim? Ben gözlemlerimi aktarıyorum. Çünkü asıl merak edilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı ve yarışı. Ona gelmeden önce şunu sormak istiyorum; şimdi Sayın Kılıçdaroğlu Geziye gelmeden önce bir tepki vardı. Hem sendikalar yönelik bir tepki vardı o güne kadar, yani işçinin de emekçinin de örgütlü gücü orada yok diye bir tepki vardı eylemcilerin arasında ki bu bahsettiğimiz süreçte de henüz daha devlet deyişiyle radikal örgütler orada yoktu. O tür pankartlar yoktu. Yani çevreciler oradaydı, iyi niyetli ağacını, yeşilini ve kentine sahip çıkma bilinci içinde olanlar oradaydı.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun geldiği akşamda alkışta vardı ama tepkide vardı. Yani nerelerdeydiniz tepkisi de vardı. Hatta eylemcilerin içinden ya işte sizin içinde bu arkanızdan söylendi belki, ya ayakkabıları tozlanmasın diye gelmediler, girmediler deyip sizi de Süreyya Önder’le kıyasladılar. Özellikle sizi. Ne diyeceksiniz bu konuda?
Evet, onu söyleyenlerin hiçbir tanesi o zaman Gezi Parkından haberi yok. Gezi Parkı 16 ay önce başlayan bir serüvendir. İlk kez oraya giden tek siyasetçi benim. Taksim Derneği bilir. Hatta bir Şubat ayında yağmurlu bir havaydı. Yağmurlu bir havanın altında 16 ay önce basın toplantısı yapan, daha sonra 5 kez giden tek siyasetçi ben ve birkaç milletvekili arkadaşım.

Bunu dernek yetkilileri de çok iyi biliyor. İstanbul’un planlarıyla, İstanbul’un doğasıyla yakinen ilgilenen bir siyasetçiyim. İki kez İstanbul’un rant haritasını açıkladım. Rant haritasını açıklarken Gezi Parkı bunun bir parçası. Bütün bunları bilmeyen, daha sonra Gezi Parkına dahil olan insanlar bu tepkiyi gösterebilir. Görmemiş olabilir. Ama bilsinler, bir girdiklerinde Google diye bir şey vardır. Uzaklara da göndermeyeceğim. Arama motorundan baktıklarında Gezi Parkıyla ilgili, İstanbul’daki rantsal dönüşümle ilgili, İstanbul’daki doğa talimatıyla ilgili çok yakinen ilgilenen bir siyasetçi olduğumu bilmeleri lazım.

Yani daha sonra oraya bir gün gelmiş, efendim ayakkabıları toz olacak. Bu kadar insafsızca bir eleştiriyi benim kabul etmem mümkün değil. Gecemizi gündüzümüzü katarak çalışıyoruz. Bu hassasiyet içerisinde olanlar, yani Gürsel Tekin olarak ben TBMM’de iki yıl önce bu rant haritasını İstanbul’daki bu talan haritasını açıklarken daha öncede İstanbul’u açıklarken birileri de merak edipte ya bu ne diyor, bu adam neyin nesini diyor.

Öyle bir noktaya getirdim ki, nokta nokta buna Taksim dahildi. Bütün noktaların nasıl dönüştüğünü, nasıl ranta çevrildiğini, bu Beyoğlu’da kentsel dönüşümde on binlerce insanın nasıl mağdur olabileceğini 1,5-2 yıl önce söylemiştim.

Ama şunu da söyleyelim o zaman. Mesela daha kepçe olayı olmadan öncede siz işte az önce anlattığım olayda orada gazı da yediniz, suyu da yediniz, bir hayli de hırpalandınız orada. Hem ana muhalefet partisi genel başkan yardımcısısınız hem milletvekilisiniz.
Milletvekilliğinin hiçbir öneminin olmadığını bu dönemde gördüm Gezi Parkı döneminde. Bakın şimdi biraz öncede dediniz ya radikal örgütler falan diye. Bunların hepsi hikaye. Şu ekranda izlemiş olduğumuz gibi mobese sisteminin başında herkesi görüyorlar. Taksim’e girişlerinin tamamını. Kim görüyorsa zumluyor. Hiç numara çekmesinler. Bir gün tarih o mobese sistemindeki görüntülerin hepsini kamuoyuna açıklayacaktır. Hiçbir şey gizlemek mümkün değildir.

Ne dedi Sayın Başbakan? Sayın Başbakan dedi ki, camiyle ilgili söyledi, sağ olsun, Allah razı olsun bir din adamı çıktı, hayır dedi böyle bir şey olmadı. Daha sonra mobese sisteminde  tespit ettik, Dolmabahçe’de 100-150 kişi bir başörtülü kadınımıza saldırdı. Bırakın 150 kişiyi bir kişi saldırmışsa alçaklık yapmıştır ve sizde çok iyi bilirsiniz bizi izleyen yurttaşlar da çok iyi bilir Anadolu geleneğinde bırakın 150 kişiyi üç tane adam saldırırsa beşincisi onu öldürür. Yok böyle bir şey Sayın Başbakan.

Şimdi soruyorum; ne dedi Sayın Başbakan? Bunları açıklayacağım. Eğer yüreğiniz varsa, eğer cesaretiniz varsa, şerefiniz, haysiyetiniz varsa derhal açıklayın. Açıklayın, çünkü o kameraların ne olduğunu biliyoruz. O rezaleti bütün Türkiye görsün.

O zaman yani Ankara’da Sarısülük’ün öldürüldüğü gün kameraların niye ağaçlara döndüğünü de…
Elbette, bu kamera hikayeleri de başka bir tartışma. Reyhanlı’da 54 tane vatandaşımız hayatını kaybetti. Neresi burası? En kritik bir coğrafya ve burada mobese sistemleri var.

Yani Taksim’deki bütün mobese sistemlerinizi Gürsel Tekin’e, CHP’nin milletvekillerine, yurttaşa, vatandaşa, gençlere gaz sıkmak için çalıştırıyorsunuz da en kritik savaş alanının olduğu bölgede 48 tane mobese sisteminiz nasıl arızaya geçiyor? 

Önce tüm medyada Sayın Sırrı Süreyya Önder’in İstanbul’da büyükşehir belediye başkan adalığı için teklif aldığı bilgisine ulaştık. Aynı zamanda Şişli Belediye Başkanı Sayın Mustafa Sarıgül’ün adı çok sık anılıyor. Hatta yalanan haberlerle de artık anılmaya başlanmıştı Beykoz Konaklarındaki toplantı haberi geçtiğimiz gün biliyorsunuz Akşam gazetesinin manşeti.

Bu isimler sonuç olarak büyükşehirde ismi geçenler. Son olarak da Sayın Egemen Bağış’ın bakanlıkta yaptığı iftar yemeğinde, bu benim son iftar yemeğim olur dedi ve bir anlamda parkura girmiş oldu.

İstanbul çünkü çok önemli bir şehir biliyorsunuz. Büyükşehir belediye başkanlığını kazanmakta Türkiye’de seçim kazanmak kadar önemli. Siz İstanbul büyükşehir belediye başkan adaylığını kalbinizden geçiriyor musunuz?
Bizim basının son dönemlerde şöyle bir alışkanlığı oldu, alışkanlık değil belki zorunlu hale geldi. Şimdi iktidarla ilgili eleştiri yapamıyorsunuz.

Hani derler ya, bütün ortaklıklar bozulur, suç ortaklığı bozulmaz. Ne yazık ki Türk medyamız bu iktidarın suç ortağı olduğu için bir şey yazma olanakları da kusuruma bakmasınlar kısmen tamamını demiyorum ama bir kısmını yazmaya imkanı yok.

Şimdi böyle bir alışkanlık olduğu için işin kolay bir tarafı var. Yani AKP’yi eleştirmeyeceksiniz ama muhalefeti eleştireceksiniz. Muhalefeti nasıl eleştirelim? Muhalefetin şu anda eleştirilecek bir şeyi de yok. Ne yapalım? Tartıştıralım. O bu.

Şimdi bir siyasi parti ve 90 yıllık CHP kendi içinde değil dışında tartışıyorsa bunu çok çirkin kabul ederim. Yani önce Sırrı Bey, Mustafa Bey, Ahmet Bey, Mehmet Bey eğer CHP’li olmak istiyorsa yarından itibaren CHP’li olurlar. Ondan sonra böyle bir iddia koyarlar. CHP dışında bir isim tartışılıyorsa onu partiye hakaret olarak kabul ederim.

Mustafa Sarıgül’ü kast ederek mi söylüyorsunuz?
Hepsinin kast ediyorum. Bakın önce siz partili olacaksınız. Yani benim dışarıda bir başka partiyle ilgili bir iddia koymam kişisel olarak bana da ayıptır o siyasi partiye de ayıptır.

Ama şimdi birazda siyasi geçmişe baktığımız zaman Sayın Deniz Baykal’dan dolayı Mustafa Sarıgül’ün kaç kez gelip gittiğini de ya da işte Genel Başkanlığa aday olduğu zaman nasıl tekme tokat üstüne yüründüğünü kurultayda da hepimiz hatırlıyoruz. Yani neden dolayı CHP dışında kaldı sorusunun da orada bir yanıtı var Sayın Sarıgül açısından.
2010 yılında Sayın Genel Başkanımız, genel başkan olduğu günden itibaren 100’ün üstünde çağrısı var Sayın Sarıgül’le ilgili.

Şahsi çağrımı? Yoksa CHP’den atılanlar, kovulanlar gelsin gibi genel bir çağrı mı?
Hepsine tek tek olur mu? Yani bu ülkede bakanlık yapmış Sayın Fikri Sağlar geldi, Gürbüz Çapan geldi, Celal Doğan geldi, herkes geldi. Birebir Ahmet, Mehmet gel diye olmaz. Sayın Genel Başkanımız herkese kapımız açıktır, bire bir de sorulduğunda Sayın Sarıgül’le ilgili de sorulduğunda evet, buyursun, kapımız açıktır, gelsin dedi. Daha başka ne yapılacak? Böyle bir şey olabilir mi?

Şimdi binlerce insanın siyaset yaptığı, evet verdiği bir yerde bir başka siyasi partinin yetkilerinin tartışılması beni vicdanen incitir. Nerede olursa olsun. Bu sadece İstanbul’da değil. Yani 90 yıllık çok ciddi geleneği olan bir siyasi parti kendi içinde aday tartışması değil dışında bu tartışmayı yaratıyorsa bunu da CHP’li yapıyorsa onun CHP’liliğinden de şüphe ederim.

Sizin gönlünüzden, kalbinizden İstanbul… Çünkü sizin belediyecilik geçmişinizde var. Anadolu yakasında uzun yıllar görev yaptınız. Büyükşehirde görev yaptınız. O anlamda yapıyı da biliyorsunuz, o işin bürokrasisini de biliyorsunuz o anlamda. Tecrübenizde var. Gönlünüzden, kalbinizden geçiyor mu?
Siyaset yapan her insanın gönlünden, kalbinden geçer hele bu da bir İstanbul’sa. Ama bu benim gönlümden, kalbimden geçecek bir iş değildir. Bir; benim partimin genel anlayışı, kuralı, örgütü buna karar verecek. İki; İstanbullu evet, kardeşim ben güven duyuyorum diyebilecek ona göre aday olasınız. Yoksa partinin sıradan her arkadaşımız gibi sadece Gürsel Tekin değil. Şu anda İstanbul’da 7-8 tane arkadaşımızın böyle bir iddiası var. Partide siyaset yapan, bu kadar emek veren arkadaşlarımız değil, bunun dışında isimlerin tartışılması doğrusu çok iyi niyetli bir tartışma değildir onu söyleyeyim.

Siz ne düşünüyorsunuz Mustafa Sarıgül’ün CHP’ye dönmesi konusunda?
Herkes gelebilir. Partimiz herkese açık. Ama adaylık konusu tabi partinin vereceği karardır. Bu isimler Ahmet, Mehmet dışarıda şu bu, AKP için niye tartışılmıyor? Neden CHP için tartışılıyor?

Ama bakın orada bir söylem var. Sayın Genel Başkan uygun görürse cümlesi var. Siz bu cümleyi kurmadınız. Parti kurulları karar verirse dediniz.
Parti içindeki arkadaşlarımızla ilgili bu tartışmalar olsun, bu zenginliktir. Ama parti dışında, partili olmayanların böyle bir iddiaları koymak bu partililik şeyine yakışmaz diyorum.

Peki, Ankara? Sayın Melih Gökçek’i Gezi olayları sırasındaki özellikle sosyal medya üzerinden yaptığı yayıncılıkla gördük. Çağrılarını gördük. Yanıtlarını gördük. Attığı mesajları ve twittleri gördük. Onun karşısında Saadettin Tantan ismi anılmıştı. CHP’nin Saadettin Tantan’ı aday koymayı düşündüğü konusu gündeme gelmişti. Var mı böyle bir şey?
Ne MYK’da konuşuluyor, ne CHP’nin binalarında ya da bizim aramızda böyle bir konuşma yok. Ama basın, medya atıyor herkes peşine takılıyor. Bir siyasi parti kendi içinde değil dışında bir insanı niye tartışsın? Yani Ankara’da büyükşehir belediye başkanı olabilecek yüzlerce arkadaşımız var. Bırakın sadece Ankara’yı Türkiye’yi yönetebilecek kapasitede arkadaşlarımız var. Öbür arkadaşlar yönetemez demiyorum. Ama öbür arkadaşlarımızın hiçbir tanesi CHP’li değil. Yarın evet bende CHP’li olmak istiyorum, gelirlerse bu elbette iddiaları olabilir. Ama CHP dışında bir iddia koyup CHP’nin de onu tartışması bu CHP’lilik geleneğine yakışan bir tavır değildir.

Şimdi yine Taksim’e dönmek istiyorum. Bu Taksim ne melen bir şeydir yani böyle herkes çok merak ediyor. Ne oldu, neden Taksim? Gezi Parkı bu işin bir sonucudur. Yani Türkiye’de bütün oluşmuş bütün bu sorunların bir sonucu.

Bugün baktığınızda dünyanın en çok tutuklu gazetecisi Türkiye’de. 2800 tane öğrenci tutuklu Türkiye’de. Şimdi Gezi Parkından da örgüt çıkarmak istiyorlar, çıkaramazsınız. Yani ısrarla böyle bir geçmiş dönemdeki kirlilikleri denemeye başladılar.

Bunların iddiası neydi 2010 yılında? Daha demokratik, daha özgürlükçü bir Türkiye yaratmaktı. Hatta 3Y ile ilgili Başbakan yasaksız bir Türkiye yaratacağım demişti. Şimdi nereden bakarsanız bakın yasaklı bir Türkiye haline geldik.

Şimdi böyle bir yasaklı Türkiye’de Gezi Parkı ne oldu?  Gezi Parkından sonra ne oldu? Gezi Parkının sonucu çok başarılı oldu. Birincisi şu oldu; ilk kez belki yurttaşlarımız bilmeyebilir ilk kez İstanbul Büyükşehir Belediyesinde özel yani palan tadili gelmedi, kişiye özel plan tadili gelmedi. Plan kişiye özel plan tadili demek, rant demektir. İlk kez Çevre ve Şehircilik Bakanlığı uygulanamayacak projeleri iptal etmek zorunda kaldı. Bunun bir tanesi de Başakşehir.

İlk kez bu parlamentoda oldu, ben getirdim olacak… hayır kardeşim Gezi Parkının tepkisiyle 101 liralık ehliyet şeyi 15 liraya düştü. İlk kez Kamu İhale Kanunu yani KİT dediğimiz yerde dosyalar incelip ve birçok dosya geri gönderildi. Daha ilkleri sayabileceğimiz yüzlerce şey var.

Bu çok büyük bir başarı. Önümüzdeki süreçte Gezi Parkından sonra yeni Türkiye, bundan sonra yani Gezi Parkından sonra yeni Türkiye’yle karşı karşıyayız. Nedir bu yeni Türkiye? Kirliliğe son, ranta son, yolsuzluğa son.

Niye şeffaf siyaset bizde olmaz? Ben burada bizi izleyen bütün yurttaşlarıma seslenmek istiyorum; Alman Cumhurbaşkanın suçu neydi istifa etti? Merak edenler bir baksın. Yunanistan’da bir bakan istifa etmek zorunda kaldı. Nerede? Hemen yanı başımızda.

Şimdi Türk siyaseti kirlilikte arınacak. Kirlilikten arınmasa demokrasi oluşturamayız. Neden demokrasi olmuyor? Niye daha özgürlükçü bir anayasa yapamıyoruz? Çünkü bu kirli siyasete uymaz.

Benzin zammıyla ilgili haberinizi en sona bırakıyorum. Çünkü bir dava açma sürecindesiniz sanıyorum ama. Çözüm sürecini de konuşmazsak olmaz. Her Salı günü işte mecliste gruplar toplanıyor, artık millete bıkkınlık geldi. Sayın Başbakan bir şey söylüyor, muhalefet partisi liderleri de ona cevap yetiştirmek konumunda. Halkın algısı en azından bu noktada duruyor. Yani o ne dediyse ona karşılık bir yanıt verme durumunda kalıyor.

Ama son zamanlarda yoğun şekilde şu konuşulmaya başlandı, hatta bu dillendirildi. İmralı’daki PKK’nın asıl liderinin yani Abdullah Öcalan’ın bir sağlık raporuyla bir şekilde, bir biçimde ev hapsine alınacağı ve sürecinde böyle devam edeceği tartışması var. Geldi mi kulağınıza? Böyle bir şey olabilir mi?
Kulağımıza gelmedi. Okuduk. Yani sanki yeni keşfedilmiş gibi… Bu müzakere başladığında yani bunun adı müzakeredir. Başka bir şey değildir. Yani buna başka yöntemler bulmaya çalışıyorlar.

Bir; AKP hiçbir yerde samimi değil. Roman açılımı yapacaktı, Romanların elindeki mülkiyetlerini aldılar. Gasp ettiler. Alevi açılımı yapacaktı, Başbakan oturdu kalktı Alevilere hakaret etti. Dünde Hz. Ali’nin geleneğinden geliyorum demiş. Hz. Ali’nin geleneğinden gelsen Hz. Ali’nin iki çocuğu vardı Hasan, Hüseyin. Onun gemileri, onların servetleri yoktu Sayın Başbakan bunu bilmeli.

İki; bu barış süreci dediğimiz işte çok net bir şekilde örgüt taleplerini koydu. Yani Murat Karayılan ne istediğini Taraf Gazetesinde madde madde koydu. Bizde ısrarla Sayın Genel Başkanımızda ısrarla biz bu tarafın örgütün taleplerinin ne olduğunu biliyoruz. Siz nasıl anlaştınız dediğimizde Sayın Başbakan çıktı, kim dedi geçmiş dönemlerdeki Oslo görüşmesi gibi, hakaretli cümlelerle cevap verdi geçti.

Şimdi defalarca biz dedik ki, bu çok önemli bir olay. Yani Türkiye’nin 30 yıllık kanayan yarası, bununla ilgili bu sürecin bitmesi, bu savaşın bitmesi neyse adı ne yapılması gerekiyorsa CHP olarak Sayın Genel Başkanımız Başbakanın ayağına gitti, bizde katkı sunalım dedi. Başbakan önce bu akil adamlarla ilgili, kim bu akil adamlar dedi ve sonra kendisi akil adamlar komisyonu oluşturdu. Sayın Genel Başkanımız kredi vereceğim dedi. Kredini istemiyorum dedi. Doğrusu şu anda ne durumda olduğunu, çünkü çok kapalı kutu bizde çok iyi bilmiyoruz.

Devletlerin geleneklerinde muhalefet, ana muhalefete, parlamentoya bilgi vermek vardır. Geçmiş yıllara da baktığımızda Sayın Erbakan döneminde, Sayın Çille döneminde, Sayın Özal döneminde bütün dönemlerde muhalefet bilgilendirilir. İlk kez dış politika dahil iç politika dahil maalesef bilgilendirilmiş değiliz. Siz ne kadarını biliyorsanız bizde gazetelerden takip ediyor, o kadarını biliyoruz ya da bölgedeki siyaset yapan arkadaşlarımızdan aldığımız duyumlar çerçevesinde gidiyoruz.

Şimdi benzin zammı. Vatandaşın canı fena yandı. Yani 5 liraya çıkınca rakam. Dün eylem yapıldı, yürüyüş yapıldı, benzin eylemleri de anladığım kadarıyla CHP tabanı tarafından örgütlenerek yurt genelinde yaygınlaşacak. Bir de işin hukuksal girişimi olacakmış. Nedir o?
Evet, bugün hazırladık. Dava açıyoruz. Yargıya gideceğiz. İnşallah burada bir sonuç alırız. Daha önce açmış olduğumuz davalarda da sonuç aldık. Bugün dünyanın en pahalı benzinini kullanıyoruz. Anadolu’da insanlar özellikle tarım, hayvancılık ve çiftçilikle uğraşanlar perişan. Ürettiği mallar para etmiyor. Bakın Niğde’ye gidin, Nevşehir’e gidin, Yozgat’a gidin buğday. Bütün Anadolu’yu dolaşan bir siyasetçi olarak söylüyorum; inanın inim inim inliyor. Bir de üstüne üstlük vergi. Şu anda bu iktidar işin çok kolayını bulmuş. Hani işte lobi falan arıyor ya. Bir tek şey bulmuş. ZAM. Zamla bütün bu açıklarını kapatmak istiyor.

Sayın Başbakan çıktı dedi ki, kredi kart almayın dedi. Ne kadar yurttaşımız borçlu haberiniz var mı? Yani 56 milyon seçmen var, 56 milyon seçmenin içinde borçlu insan sayısı ne kadardır biliyor musunuz? 42 milyon 800 bin yurttaşımız borçlu.

Sayın Başbakan senin 10 yıllık iktidarında herkesi borçlu etmişsiniz. Kredi kartını kullanmaması için borcunu ödemesi gerekiyor. Eğer siz borcunu muaf tutacaksanız ben dahil yarından itibaren kredi kartlarımızı kırabiliriz.

Daha büyük tehlike geliyor. Hiç kimsenin fark edemediği. Özellikle konutla ilgili. İnşallah bu bir krize dönüşmez. Milyonlarca yurttaşımız o cicili bicili gazete reklamlarında, televizyon reklamlarındaki konut reklamlarına herkes borçlandı. Faizler ne kadar yükseldi biliyor musunuz? 0,60 iken şu anda 0,98. Hani faiz lobisiyle mücadele ediyordunuz? Nasıl oldu da 0,60’dan 0,98’e geldiniz?

Öyle faiz lobisiyle sizin mücadele etme şansınız yok. Lobiye bakın, etrafınızdakiler. Kimin parası var. Paralar sizin. Etrafınızdaki arkadaşlarınızın. Ben özellikle konut alanları burada uyarmak istiyorum. Çok da maliyetin üstünde pahalı satılan konutlardır. İstanbul’un özellikle İstanbul’un çevresine baktığınızda 300 bin konut fazlasının olduğunu, daha fazlada kaldırılamayacağını, bunu özellikle bir plan dahilinde yapılması gerektiğini de burada vurgulamak istiyorum. Şu anda Sarıyer’de 1000 villa yapıyor. Ormanın içine yapıyor. Onlarında hesabı sorulacaktır.

Çok teşekkürler Sayın Tekin
Kısa bir şey daha söyleyeyim; bütün televizyonlarda bu alışkanlık haline gelmiş. Çünkü iktidarın böyle bir talebi var. Şu sorular sorulacak, şu sorular sorulmayacak? Onun için hangi kanala gitsem ne sorayım diye… Ne demek kardeşim? Ne soracaksan sor.

Şimdi şunu da ben kamuoyuyla paylaşmak istiyorum; Sayın Bakan dedi ki, bu üçüncü köprüyle ilgili ne diyor burada? Ancak söz konusu imar planları esas onaylı güzergah projesinde yapılan değişiklikler neticesinde revizyon yapılması gerektiğinden mevcut imar planlarının iptal edilmesi uygun görülmektedir.

Şimdi bunun nesini inkar ediyorlar? Kimin imzası? İnanılır gibi değil. Bir gazetede okudum, şaşırdım. Hayır dedi. Bu benim imzam mı? Bunu da üçüncü köprüyle ilgili kamuoyuyla paylaşmak istedim.

Çok teşekkür ediyorum.

Anahtar Kelimeler
    Cuma, 19 Temmuz 2013 15:45

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica