Haluk Koç, yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrası yaşananları Bugün'e değerlendirdi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Haluk Koç, Başbakan'ın bulunduğu makamın sıfatını kullanarak nüfuz ticareti yaptığını iddia etti. Yolsuzluk operasyonunun ardından iktidarın yargı ve hukuk alanında yaptığı değişiklikleri eleştiren Haluk Koç, "Apoletsiz bir sivil darbe bizzat iktidar tarafından Türkiye'de yürürlüğe konulmuştur" dedi.


"CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Prof. Dr. Haluk Koç, 30 Mart seçimleri ile ilgili çok çarpıcı bir iddiada bulundu. Haluk Koç, seçimlerin yapılmaması ihtimalini gündeme taşırken, "Umarım sağ salim ülke sandığa ulaşır" temennisinde bulundu. Koç ile CHP'nin ülkenin mütedeyyin vatandaşlarıyla olan sorunlarını aşıp aşmadığını da konuştuk.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakan'a "Sayın" ve "Başbakan" demeyecekmişsiniz.
Şu anda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin başında bulunan kişi, çok ağır, taşınması çok zor ithamlar altında. Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir başbakan bu denli ağır iddiaların ortasında çırpınıyor. Bu iddiaların araştırılması, soruşturulması için ne yazık ki iktidar gücünün etkilemediği, bağımsız bir kuruluş kalmamış durumda. 17 Aralık sonrasındaki uygulamalarla yargının ne hale getirildiği, tarafsız ve bağımsız yargının ortada olmadığı çok açık.

Türkiye'de hükümetlere, başbakanlara meşruiyetlerim halktan aldıkları oy değil de CHP mi veriyor?
Hükümetin başındaki kişi bizim söylemekten imtina ettiğimiz sıfatı kullanarak nüfuz ticareti yapıyor. Üçüncü sınıf demokraside dahi kabul edilmesi mümkün olmayan bir tablo ile karşı karşıyayız. Akçeli ilişkileri ortaya saçıldı. Bunların "montaj, dublaj, komplo" denilerek, "şu lobisi- bu lobisi" retorikleriyle geçiştirilmesi mümkün değil. Bir demokraside bu tür iddiaların yöneltildiği kişi görevini bırakır ve bu iddiaların soruşturulması, yargılanabilmesi için yolu açık tutar. Türkiye'de tam tersini yaşıyoruz.

"Başbakan" ya da "Sayın" demeyip de ne diyeceksiniz?
"Sayın" ifadesini hak edecek bir davranış sergilemiyor. Hakkındaki ağır iddialar boşa çıkana kadar "o kişi", "o zat" ya da "başçalan" diyeceğiz. Bütün kimyası bozulmuş, korku ve panik içerisinde sağa sola garip bir şekilde saldırmakla meşgul. Ne yaparsa yapsın son kulvara girdi. Artık aşağıdan yukarıdan yolun sonu görünüyor.

Olanları yargı ve hukuk eliyle hükümeti devirme hamlesi olarak görmüyor musunuz?
Her türlü vesayetin kaldırılması, demokrasiye engel çıkartabilecek bütün girişimlere karşı çıkmak tüm siyasilerin ortak görevi ama gelin görün ki apoletsiz bir sivil darbe bizzat iktidar tarafından Türkiye'de yürürlüğe konulmuştur. Faşizm illa bir 12 Eylül sabahı tankların yürümesiyle gelmez. Bazen sandıktan çıkan iradenin her türlü kişisel hak ve hürriyeti yok edip hukuk devletini tahrip ederek kişisel hegemonyasını kurmasıyla da gerçekleşebilir, birçok örneği var. Türkiye zor bir kavşak noktasında.

Tahliyeler oldu, tutuklu kimse kalmadı.
Ne yazık ki bugün yaşadığımız süreçte mahkemeler Adalet Bakanı Bekir Bozdağ eliyle hükümetin denetimde. Davanın hâkimi izinliyken yerine getirilen hâkimin verdiği bir tahliye karan. Her karanlığın bir sabahı var. Bu hesapların mutlaka sorulacağı, hiçbirinin karşılıksız kalmayacağı herkes tarafından bilinmeli.
HSYK Kanunu'nda yapılan değişikliğe ilişkin CHP’nin Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı son başvuru iade edildi. Bir eksiklik olmuş ama mahkemeye hükümetin zaman kazanma gayretine ilişkin bir ricada bulunulup bulunulmadığım da merak ediyoruz. Artık her olasılık akla geliyor.


CHP, Adnan Menderes'e yaptıklarım şimdi Tayyip Erdoğan'a mı yapıyor?
Hükümetin başındaki bu zat, rahmetli Menderes ile kendisini mukayese etmeye hiç kalkmasın. Menderes kendisi başbakan olduğu sürece çocuklarına devlette görev almalarım, ticaret yapmamalarım salık vermişti. Bu kişi ise çocuklarım ticarete yönlendiriyor.

CHP, Yassıada'da cımbız davası görülürken bunları söylemedi ama.
Menderes ile Erdoğan niye kıyaslanamaz anlatayım. 1946 yıkıda DP kuruldu, 2. Dünya Savaşı soması, dünyanın iki blok halinde yeniden şekillenmesi, ABD'nin Sovyet Rusya'ya karşı bölgede hür dünya kapsamında müttefiklik arayışları, CHP içinden DPnin doğmasına yol açmıştır. Hükümetin başındaki zat hiçbir zaman unutmamalı, Celal Bayar da Menderes de DP kadroları da CHP kadrolarının içinden gelen, 1920′lerde bu ülkenin ulusal kurtuluş mücadelesine katkı veren, o günün koşullan içerisinde ise tarif ettiğim yeni bir siyasi çizgiyi arayan insanlardı. 1920′lerde bu kadrolar milli kurtuluş mücadelesini verirken, o zatın temsil ettiği zihniyet koskoca imparatorluğun siyasi ve dini iradesini İstanbul’da bir İngiliz işgal komutanına teslim etmekten hicap duymamıştı.

CHP Menderes ile barışabilir mi?
Benim eniştem DP milletvekiliydi. 1960 darbesi gerçekleşmeyip ülke 1961′de olağan seçimlere gidebilseydi, Türkiye’deki siyasi tarih belki çok farklı yazılacaktı. O çizgiden gelenlerin CHP ile bugün birlikte hareket edebilmek için yeterli ortak nokta bulabildiklerini düşünüyorum.

Seçim olabilecek mi olmayacak mı?
Bir erken genel seçim bekliyor musunuz? Şu anda hükümetin başındaki kişinin kendisine yöneltilen iddialar karşısında takındığı tavırla meşruiyet sorgulanmasının yapıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Yarını değerlendirmek için bugün yaşananların sonuçlarını beklemekte fayda var.

Yani 30 Mart seçimlerinin sonuçlarını mı kastediyorsunuz?
Evet, bakalım yarın ne olacak? Olabilecek mi olmayacak mı seçim? Bu gece ne olacak?

30 Mart'ta seçimlerin yapılmaması ihtimali mi görüyorsunuz?
Çok hızlı gelişmelerin yaşandığı bir dönemdeyiz. Hükümetin başı, yolsuzluk ve hırsızlık yapılmadığına dair inandırıcı olamamaktadır. Ortaya dökülen belgeler altından kalkılacak gibi değil. 30 Mart'a kadar nerede ne olacağı, demokrasinin elimizde kalan kısmının ortaya çıkabilecek yeni iddialar ve ithamlarla nereye kadar bunları taşıyabileceği kuşkusu var.

Darbe mi olacak?
Yani, sürecin bir istifayla devam edip etmeyeceğini göreceğiz. Bir karmaşa, kargaşa ortamı yaşanabilir. Umarım Türkiye, bu tür olumsuz gelişmelerle önündeki takvimi uygulamaktan alıkonulmaz. Sağ salim sandığa ulaşabiliriz.

Seçim sürecini meydanlarda ses kayıtlarını dinleterek mi götüreceksiniz?
Sosyal belediyecilik alanında CHP'nin beyannamesi yayınlandı, tüm adaylarımız bulundukları yerlerde neler yapacağını halkla ve STK’larla paylaşıyor, kentleri nasıl yöneteceklerini anlatıyorlar. Planımızı, programımızı da paylaşacağız ama hırsızlık, yolsuzluk iddialarını tabii ki belgelerle haykırmaya devam edeceğiz. Eşkıya dünyaya hükümdar olmamalı. Eğer Bolu Beyi, zalimlikte, zulümde sınır tanımamış olmasaydı, tarihte Köroğlu da olmayacaktı. Zaten halk arasında da ‘Zulmün artsın ki tez gidesin’ derler.

İzlediğiniz politikaların 27 Mayıs'a giden süreçte olduğu gibi sokağı kışkırtmasından kaygı duymuyor musunuz?
Demokratik kişisel haklar, tüm demokrasilerde kural halinde uygulanır. Bunlardan bir tanesi barışçıl demokratik protesto hakkıdır. Çeşitli toplum kesimlerinin, meslek gruplarının taleplerini bu yolla da duyurabilmesi demokrasilerde her zaman olabilir. CHP, 1959 yılında 14. Kurultayı’nda, “İlk Hedefler Beyannamesi” adı altında, tüm Türkiye’ye adil bir seçim sistemi, sendika ve örgütlenme hakkı, Anayasa Mahkemesi ve diğer yüksek yargı organlarının oluşturulması gibi, kurallı bir demokrasi için gerekli olan tüm talepleri dile getirmişti. Keşke, bunlar 60 darbesinden önce ortaklaşa yaşama geçirilebilseydi. Bugün de Gezi olayları gibi, iktidar baskısına karşı toplumsal tepki demokrasi içinde sokaklarda gösteriliyor. Bunlar gayet doğal. Biz insanların demokratik haklarının demokrasinin teminatı altına alınmasının mücadelesini veriyoruz. Bunun kışkırtmayla, provokasyonla ne ilgisi var? “Allah rızası için geldik. Bir lokma bir hırka bize yeter”‘ noktasından, açıklanamaz servetlere kavuşanlara ve haramiliğe karşı, elbette CHP demokrasi mücadelesini verecektir.

CHP, son gezisinde ABD'den icazet mi aldı?
CHP herkes için bireysel hak ve özgürlüklerin kurumsallaşması, demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile yerleşmesi için kendi siyasi pozisyonunu belirleme hakkına da sahiptir. CHP herkesle görüşür, düşüncelerini söyler, düşünceleri alır, bundan daha doğal bir şey olamaz. CHP halktan başka kimseden icazet istemez. İcazet alma tarifini, AKP'nin iktidara gelmeden önce ABD’de ve Avrupa başkentlerinde yaptığı ziyaretlerde, "Millî görüş gömleğini çıkarttık" dediği dönemde ve sonraki uygulamalarında aramak lazım.

CHP de ulusalcı gömleğini çıkarttığını mı anlattı?
Herkes yaşadığı ülkenin ulusal çıkarlarını her alanda savunmak durumunda. Bir Fransız’ın Fransa’nın çıkarlarını, bir Amerikalının ABD’nin çıkarlarını savunmadığına tanık olan var mı? Bu topraklarda doğmuş, bu topraklarda yaşayan ve bu topraklarda ölecek olan herkesin asgari koşullarda yaşadığı ülkenin her alanda çıkarlarının yanında olduğu bir politikayı sahiplenmesi gerekir.

CHP'nin ülkenin mütedeyyin vatandaşları ile sorunlarını aştığını söylemek mümkün mü?
İnancı, mezhebi, inançlarını ve ibadetlerini yerine getirme şekli, etnik kökeni ne olursa olsun, CHP, yurttaşlarımızın bütün bu özelliklerine saygılı davranmaktadır. İnanç ve ibadet özgürlüğü, anayasamızın güvencesi altındadır. İnanç gruplarının manevi dayanışma içinde olmaları, bunu değişik vesilelerle sergilemeleri saygıyla karşılanır ancak bu özellikler siyasetin oluşturulmasında, yönlendirilmesinde ve uygulamalarında organize bir vesayet haline de dönüşmemeli. Kişisel özgürlükler ve inanç özgürlükleri ile kamusal hizmet alanındaki roller arasındaki denge korunmalı. Bu alanlar birbirlerine karşı saygılarını korudukları sürece, herkes CHP için saygıdeğerdir.

CHP'ye göre mesela "Kudüs Gecesi" gibi bir etkinlik irtica tehdidi olmaktan çıktı mı?
28 Şubat 1997'nin yıldönümündeyiz ama 27 Şubat 2014 MGK’sına bakılacak olursa 28 Şubat 1997'den farklı olmadığı görülür. Demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin sağladığı inanç, özgürlük ortamında siyaset kulvarının ayrı, inanç dayanışma gruplarının dünyasının ayrı olduğu, herkesin temel haklar konusunda birbirine saygı ile yaklaştığı bir ortamda, kimse farklı beklentiler ve talepler içine girmediği sürece tüm tasarruflar demokrasi içinde yaşanabilir ve yaratılabilir.

Cumhurbaşkanı en kötü puanı aldı.
Son zamanlarda Cumhurbaşkanı'na yönelik eleştirileriniz de arttı. Cumhurbaşkanlığı makamı anayasaya aykırılığı kabul ederek anayasayı ihlal suçuna ortak olma durumunda kalıyor. Adeta hırsıza kirvelik yapıyor. Hukuk devletinin askıya alınmasını onaylamıştır. Bu süreçte en kötü puanı Cumhurbaşkanı aldı. Yakın dönem, siyasi beklentilerini oturduğu koltuğun kendisine verdiği yetkileri kullanmamakla karşılayacağını zannetmektedir. Hükümetin başı ile cumhurun başının aynı yolun yolcusu, aynı bağın gülü oldukları ortaya çıkmıştır. Bundan sonra, Cumhurbaşkanı'nın hukuk devletinden, hukukun üstünlüğünden bahsedebilme hakkı kalmamıştır."

    Pazartesi, 03 Mart 2014 14:02

Bağlantılı Konular